|
|
|
TİYATRO AMARGİ – YAZMADAN DÖKÜLENLER OYUN METNİ FADİME: Hoşceldunuz, hoşceldunuz. Ne iyi ettunuz da celdunuz. Ha buni niye zahmet ettunuz da. Sizin kiza verseydunuz ceturseydi. Ha şöyle ceçun oturun, ben ha buni birakup celeyim. Habuni al ele kardeş. Sağolasin.Nasilsinuz eyimisunuz. Valla Tijen hanumcum habu zeytinyağli dolmalari nasil yapayusunuz bilmem, bizim Dursun, benim dolmalardan başka dolma yemeyen adam, sizin dolmalari löp löp cötüriyi. Ne iyi ettunuz da celdunuz Tijen hanumcum, ben de aklimdan sizi geçiriyudum. Habu bizim kiz var ya yine bi işler açacak başuma. Daha ne olsun, okusun etsun dedim çendini kurtarsun istedum, babasini bile ikna ettum, şimdi yeduğu haltlara bakun. Geçenlerde bahar temizluğu yaptum da. Evi badana etturdum, cüzelce. Perdeleri yikadum, halilari yikadum, her tarafi sildim süpürdüm. E bizim kizin odasini da temizledum, yatatun altini ki açtum, haçan oda nedur! Bi sürü çitap, çitap, çitap, çitap. Açtum baktum, kadun, madun, çurtuluş murtuluş bişeyler yazayi. Bende anlamayirum ama pek ders çitabina benzemeyidi bunlar Tijen hanum. Ödüm köpti, Dursun cörür diye ödüm köpti. Hemen onlari doldurdum bohçaya, sanduğun dibine yerleşturdum, sanduğun anahtari bendedur da başka çimse açamaz. Tijen hanumcum ben affederim da Dursun affetmez, hiç affetmez. Affetmez, affetmez. Tijen hanumcum siz okumiş etmiş cün cörmiş kadinsunuz, ha o çitaplari bir cetureyim da bakin ne olur. Belçi ben analamadum, belçi çötü bişey değildur da, belçi ders çitabidur ben anlamadum. Bi cetureyim bakun onlara. He hemen ceturiyurum. Hi kapimi çaldi? (Arkadan bir ses gelir) Ayy, Allah tependen baksun, ödümi kopardun da. Celun heleTijen hanumcum ha bunlar nedur? Bana bi akil fikur verun. Siz okumuş etmiş kadunsinuz. Aha bakun kadun, kadun. Aha burda da mart mart bişeyler yazayi. Aha Çurtuluş murtuluş yazayi. Nasil bişey olmaz Tijen hanumcum nasil bişey olmaz! Siz Dursuni tanımayimisunuz? Geçen yil kizun elinde aşk romani ne cörmişti da “Kiz sen orospi mi olacan? Ha bu aşk romanlarini çim sokiyi senin kafana” diye kiyameti koparmamiş miydi? Avaz avaz bağirmişti, bütün mahalleyi ayağa kaldurmişti, iki el havaya ateş açmişti da anca sakinleşmişti.Ben şimdi ne edeyim Tijen hanum? Tamam okusun okusun ama çok da okumasun da, başumuza bi iş açmasun. Cerekli olanlari okusun cereksuzleri okumasun değil mi? Hem dursun duysa var ya okuldan alur, okuldan almak neymiş topuğuna sikar, adamun. Kiz da evden kaçar diye korkayurum. Kiz bi yandan, Dursun bi yandan ha böyle kaldum ortada. Siz okumiş etmiş cün cörmiş kadunsinuz, ben şimdi ne edeyim Tijen hanumcum, ne yapayim, ne edeyim ne yapayim… GÜLLÜ:Kız gel kız, belli senin canın sıkılmış. Gel dök içini bana, derman olurum sana. Ver canım bir falına bakayım. FADİME: Fal mal baktırmam ben. GÜLLÜ: Kız ver kanım kaynadı sana. Valla, para mara almam senden ver hele ver. FADİME: Ne falıdır da, işin gücün yok mu senin. GÜLLÜ: Aman nalet karıya bak. Ne zannediyor bu kendini be. Siz ne bakarsınız ters ters. Şöyle neşeli bir şeyler söyleyinde iki göbecik atalım. AYŞE: Bir hafta gecikince öyle bir sevindiydim ki karnımın içinde, aha burda, bööyle bi şeyler oluveriyodu sanki. Oluyodu, oluyodu ya! Allah’ın işi işte! Memed’e de diyecedim. “Geciktim Memed” deyince, boynuma sarılıp şap diye öpecedi beni. Üç ay, dört ay, beş ay derken karnım bööle şişecedi. Memelerim de büyüyecedi. Kaynanam da kendi işini kendi yapsındı gayrı. ‘Ne zahmet ettin ana?! He, he. Doktor bi iş yapmasın dediydi.’ Olsun artık o kadar. Ne de olsa oğlan olacak! Geliyom ana! Canı çıkasıca nalet! ‘Gelin, gelin!’ Bi beş dakka rahat bırakmaz! ‘Bırak, bırak hele, gelin yapsın. Bari bi işe yarasın!’ Biliyom ya, kabahat bende ama. Eksiğim ben, eksik. Bizim fabrikadaki defolu mallar gibiyim, vallaha! Yok anam, yok. Hiç değilse onların karın ağrısı dertleri yok. Uyy anam, anam, anam… Keşke kaçmayaydım. Bok vardı sanki Memed’in peşinden koştur koştur buralara geldim. Azıcık bekleyeydik ya anam “he” derdi. Babam da ‘hee’ derdi, belki? Kafa yok ki, kafa! Çek şimdi kaynananın derdini! Sabahtan akşama kadar komşu kızlarıyla bir muhabbet, bir muhabbet! Zeynebim de Zeynebim! O da gelir, iki de bir kapının önüne dikiliverir. ‘Fatma Teyze, Fatma Teyze! Evinize temizliğe yardıma gelem mi, gı? Senin gelin sabahtan akşama kadar fabrikada çalışıyomuş da evin işleri yetişmiyomuş.’ Allah’ın gündelikçisi! Ben bilmiyom sanki onun derdini! Bakkalın manavın çırağı bitti, iş bizim herife geldi! Memedim de pek bi saf anam! O delibozuk iki kırıtsa, bi yılışsa, içinin yağları eriyiverir. Aha şu da “dölü yok bunun, dölü yok” dedikçe ikisi birden bir olup üstüme kumayı getirirler vallaha... FATMA: Ne o ayakkabılarıma mı bakıyorsunuz? Bizim apartmanda dokuz numarada oturan kadın verdi bunları, Jale hanım. Eee tabi kadın anladı bendeki zengin dölünü. Zaten ben bizim herife de dedim ‘bak!şu ayakkabılarla başladım işe, önce evi,sonra eşyaları, en sonunda da seni değiştireceğim’ dedim. İnanmadı bizim öküz, dalga geçiyorum sandı. Ama ben çok ciddiyim. Çalışcam, yapcam. Ayakkabılarım, ayakkabılarım nerde? GÜLLÜ: Aman al be al, senin ayakkabılarına mı kaldım. Bari bir şeye benzese. FATMA:Canım ayakkabılarım benim. Ben azimli kadınımdır alimallah. Çalışcam yapcam, siz o zaman görün beni. Bana gösterilen saygıyı, sevgiyi, ilgiyi görün siz. Bizim öküz de, huysuz anasıda, apartmandaki kokoş karılar da, bana yiyecekmiş gibi bakan şiş göbek pis kocaları da hepsi anlayacak değerimi. Canım aykkabılarım benim. Daha sizin gibi kaç çift alıcam kendime, nakışlı, allı pullu elbiseler diktirecem, mücevherler alıcam kendime; kolyeler, küpeler, yüzükler… hepsini takıp takıştıracağım. En sonunda da sizi geçireceğim ayağıma. NESİBA: Benim incir ağacım. Gözümün nuru, kalbimin ruhu, filizlerim. Durak olmuşum, durağınızım. Nerdesiniz? Sizsiz ömrüm kemrilmiş ey kalbimin sevgilileri. Doğurmadı demeyin, doğurmadı demeyin. On üç çocuk doğurdu ve güneş batmadı. Merhaba, ben anne, anneniz Nesiba. Konuşmak için sizinle öğreniyor Türkçe. Devlet aldı sizi benden, kalıyor siz devletin evinde. Yok,yok değilim aç, babamın karısı yedirdi yemek, gitti kocasın mezarına. Ben gitmedim. Gitmem. Hiç gitmedim. Öldüğü gün gitmedim, babam öldürdü anamı. Vurdu, vurdu kafasına öldü anam.Ben çalıştım tarlada, ahırda, evde hep çalıştım. Kıştı. Geliyordu denizden yağmur bulut. Dedi babam ‘Nesub git tarlaya at buğdaya gübre’ gittim, attım, geldim eve geç. Kızdı babam, dövdü çok. Kaçtım geldim buraya, yağıyor yağmur, yağıyor çok yağmur. Oradaki dükkanın dibine gittim. Gördü Zennüb’un oğlu, sandım götürecek anasına. Saldırdı bana. Şişti karnım. Dövdü babam, kovdu evden. Bana kimse çıkmadı sahip. Bu ağaç çıktı sahip. Erkekler görür beni burada, der ‘Nesüb oruspu, kahpe’ kovar. Ama ben gelirim, hep gelirim. Korur beni bu ağaç, verir para, sever beni.Benim on üç kez şişti karnım. En son doktor dedi ‘Nesiba bebek yapma devlete artık’ yaptı bir şey, ben bilmiyor bir şey. Bir daha şişmedi karnım. Geçendi bebeğim sen miydin gelen? Olmuşsun bu kadar büyük. Dedin bana ‘anne, ben senin oğlun’ dedin ‘gidelim beraber’ yok dedim sana. Bebeklerim gelir belki kaçarlar devletin evinden, gelirsin sen de. Bak bende para var çok. Yaparız burada ev yaşarız beraber. Sana çiçek bahçesi ekerim ve gölgende oturman için küçük ağaç. Güneşin nurundan bir parça koparsam ve taksam koluna bilezik.Uyu ey küçük. Uyuyalım hasırda. Yavrun Nasiba gelir, ağacın çıkınını getirir. ZEYNEP: Ben yirmi yaşındayken birini çok sevmiştim, o da beni çok sevmişti. Babam başlık parası istedi. Bizim Ahmet’te para ne gezer sözlendik, Ahmet doğru Almanya’ya. O çalıştı ben bekledim, ben bekledim o çalıştı. Sonra bir gün o mektup geldi. Alaman bir karıyla evlenmiş, ondan sonra da gönlüm kimseye düşmedi. ANUŞ: On yedi yaşındaydı bir sevdiği vardı. Ben bilirdim, hani çocuklar hisseder ya söylenmeyenleri bende işte öyle bilirdim. Bir gün bir gürültü koptu. Güvercinle korku içinde göğe kanat çırptı. Hosvep’i vurmuşlar. Teyzem bu haberi duyduğunda hiç sesini çıkarmadı sadece kara üzüm gözlerini önüne eğdi. Çok erkek götürüldü, gidenlerin hepsini herkes kendinden bildi. Biz arda kalanlar yaşlılar, çoluk, çocuk yollara düştük. Bir köprüden geçiyorduk teyzem bana sımsıkı sarıldı ‘sesini çıkarma küçüğüm ben bir yüzüp geleceğim’ dedi. Sonra kendini Fırat’a bırakıverdi. Upuzun etekliği balon gibi şişti. Balon gittikçe uzaklaşıyordu. Küçüktüm, sekiz yaşındaydım daha, oyun oynuyor sandım, arkasından el salladım. GÜLLÜ: Aman yeter be… Ne öyle hım hım hımlarsınız. İçimi daralttınız be, daral geldi. Abe ana niye verdin beni kalaycıya… Aman şunlara bak sanki bir tek sizin derdiniz var. Siz bakmayın benim böyle oynadığıma. Ayakta zor duruyorum valla. Her yanım yara bere içinde. Geçende polisler bizi bir dövdü ki sormayın. Maç vardı Kadıköy’de. Dedik gidelim belki bir çiçek alan, fal baktıran falan olur. Hani maçın sonucunu söyleriz diye. Ondan sonra gol olunca millet bir sevindi, bir sevindi. Herkes başladı oynamaya. Ben durur muyum! Dayanamadım tabi, iki göbecik atmışım bütün kurtlarımı döktüm vallaha. Sonra bir baktım, nalet herifler üstümüze geldiler. Herkes oynuyordu bir tek bizi karakola götürdüler. Allah topunun cezasını versin. O copları bir yerlerine girsin inşallah. İçimi daracık ettiler, ben kendimden geçtim kızlarıma bir şey olacak diye korktum. Gece rüyalarıma giriyor valla. ZEYNEP: Rüyam da telli duvaklı gelin olmuşum, beyaz bir gelinlik giymişim. Yanıma bir baktım yüzü olmayan bir adam. Tam evet derken Ahmet’in sesini duydum. ‘Zeynep, Zeynep’ diye beni çağırıyordu. Her şeyi bırakıp sesi takip ettim. Ahmet’le her zaman buluştuğumuz bir ağaç vardı, o ağacın altında buluverdim kendimi. Ağaca tırmandım, tırmandım sese ulaşamadım. ‘Ahmet’im Ahmet’im’ diye bağırdım sesimi duyan olmadı, sesimi duyan olmadı. FADİME: Fitnat hanım! Fitnat hanım! Fitnat hanım, siz miydiniz? Ben Fadime. Eee hani Nuriye hanım diyecekti, temizlik için gelmiştim. He sağolun hanımım oturayım. Yok valla heç bir şey istemem, çay may istemem. Yo valla şimdi çay demleye ne gerek. Yo valla su mu istemem. Kola var mı? Eh bir kola alayım madem. (Kadın içeri gidince kendi kendine konuşur) Hadi Fadime göreyim seni. Ulan Sadık, ulan sadık kere Sadık; bir de tutturmuş daha ilk günden güççüğü de yanında götür diye. Ulan salak olur mu öyle şey. Kucağımda kundaklık bebekle geleyim de bekle kadın işe alsın beni. Akla bak akla. Akşama kadar evde oturup fosur fosur cigara içeceğine bi çocuklarına sahip ol be. Zort zort çocuk doğurtmasını biliyon. Emme bir gün kafam kızacak, tam ki kızacak, geçecem karşına diyecem ki defol git. Diyecem, diyecem ki aklı başına gelsin dürzünün ben akşama kadar el gapılarında çalışıyom, senin bundan haberin ver mı? A vicdansız, a köpek, a dürzü. Ne o hanımım yo valla ben bir ses duymadım. He ya hanımım var imam nikahım da var ötekisi de var. Biz şehre geldiğimizde dedim Sadık’a, Sadık benim bey olur, dedim yapacam nikahı o da yaptı. Tabi hanımım çok çalıştım, çok deneyim sahibiyim. Memur bey vardı, memur bey onun yanında işe girdiydim. Onun bir de hanımı vardı o da böyle dışarıda çalışan bir kadındı. Aman hanımım bu dışarıda çalışan kadınların işleri pek bir ağır olur, her işini sana yaptırırlar, yemeği, ütüsü, bulaşığı, temizliği her şeyini ben yapıyordum da gene de beğenmiyordu. Herhal köylük yerden gelmişim, köylü işi yapıyomdu. İki ay oldu oradan ayrılalı, elim de paraya pek bir dar şu sıralar, kış da geldi düşünüyom ne yapacam diye işte. Kocam çalışır, çalışır işte, musluk mu ne tamir eder, onun bir arabası vardır, eşyalarını koyar onun üstüne öyle sokak sokak dolaşcak da bakalım üç beş kuruş para kazanacak, e şimdi çok çalıştığı da yok. Evde oturup cigara içer. Çocuk var, üç, dört, beş tane var. Üçü oğlan ikisi kız. Oğlanları gönderdik okula, gönderdik onlar gidiyorlar da alacaz artık onları okuldan çok tuttu valla çok masraf oldu. Bir de kızım var küçük kızım kundakta, ama bana heç sorun çıkarmaz ablası var büyük kızım on üçünde kardaşlarına o baktı, bu küçüğe de o bakıyor bana heç sorun çıkarmıyor. Ben eve gidip geliyom. Ne o hanımım niye ayaklandın. Alışverişe mi! Aman hanımım patates, soğan ne alıncaktı ben gider her işini yaparım. He öyle gezmeye, gezmeye. Hadi eyi günler, eyi günler, eyi günler. İnsan kadın valla, he hasta masta ama eyi kadın. Aman buralarda ne pismiş böyle. Ee tabi kadın hasta nerde iş yapacak. En iyisi ben bir su alayım geleyim de buraları tertemiz yapayım, tertemiz… ŞAHZADE: Tamam hanımım tamam, şu koltukları bi sileyim sonra camlara geçerim ha tamam tamam. Aman, amma da pismiş ha. Oofff! Off of! Oofff of! Ofluyom ya hanımım, bizim herif gene gitti, gurbete, beş ay dönmeyecek. O her gurbete gittiğinde içim öyle bi cız ediyo ki, sanki hiç dönmeyecekmiş gibi geliyo. Ama sonra bir dönüyo, kalbim böyle kütküt kütküt nası atıyo. Eee tabi aşık evlendik biz, olacak o kadar. Köy yerinde aşık olduğuna varmak ne mümkün! Baban gelir aha kızım bu herife varacan der, gider varırsın. Bizim köyde sevdiğiyle evlenen bi Gülderen ana vardı, Hüsnü dedeylen evlendiydi, aha bi de ben. Abim bile böyle eli yüzü düzgün, pırlanta gibi bi kızcağızı sevdiydi, yok dedi babam, razı olmadı, gitti köyün en çirkin, kara kuru kızını aldı abime. Abim de yavrum bişey diyemedi, pıstı kaldı. O zaman köy yeri tabi, görüşmek ne mümkün. Evlerin tepesinde toprak bacalar vardı. Oraya çıkar, böyle melül melül bakışırdık. İrfan dayı diye bi herif vardı, bi gün bizi bakışırken görmüş, koştura koştura babama yetiştirmiş. Babam akşam eve bi geldiydi ki, gözleri faltaşı gibi açık, bakır tası kaptığı gibi kafama küt diye bi geçirdi ki, tas ikiye ayrıldı vallahi. Ben de bayılmışım. Sonra aradan zaman geçti. Bizim herif askerden izne geldiydi, cesaretini toplayıp beni babamdan istedi. Babam razı olmadı ama belliydi olmayacağı canım. Ben de dedim git dedim tezkereni al gel beni babamdan tekrar iste, gene razı olmazsa kaçacam sana dedim, söz verdim. Sonra bizimkisi tezkeresini kaptığı gibi geldi beni istemeye. O ara da, kısmet demek ki öyleymiş, abim askere gidecek, babam da gurbete çalışmaya. Babam dedi bu kıza kimse sahip çıkmaz, kaçar gider o oğlanın peşinden, iyisi mi ben bunu ona vereyim dedi razı oldu. Kendi gönlünden yani. Ama vermeyeydi kaçacaktım vallahi, e söz verdim bi kere. Beş sene, dile kolay, beş senedir her sene beş ay bizim herif gurbette. Ayyy ay! He? Ha silecem, silecem hanımım camları da silecem, ha tamam şu suyu bi değiştireyim de geleyim hele, tamam tamam. FADİME: Ulan Sadık, ulan Sadık kere Sadık, neymiş akşama gelirken cayla cigara getir. Eh ben senin o çayı da cigarayı da kiminle içeceğini bilmiyom sanki, gene o kaltağa gidecen demi, e git bakalım. Şimdi demlerler çayı, kurarlar sofrayı, geçerler karşısına oooh karın çalışsın sen elin orospularıyla ye. Ama ben biliyom bu densizlikleri neden yaptığını, akşama yanıma sokulamıyon ya ondan, sokulamıyosan kabahat bende mi köpek, ben yatakta bir yandan bir yana dönemiyom, senin bundan haberin vermı a köpek, a dürzü ah ah, dünyanın gayilesi… HÜLYA : Ah anam! Benim kezban anam. Gül yüzlü, nur yüzlü anam. Ayol, kadın tutturmuş “Sana eli yüzü düzgün iyi aile kızı alacağım.” diye. Aaaa! Bende karı kız alacak hal mi kalmış ayol. Yok anam, dinletemedim. “Bak anacım. Benim gül yüzlü, nur yüzlü anacım. Vazgeç bu sevdadan. Ben artık böyleyim.” dedim. Yok. Dinletemedim. Ayyy! Ne yapsın. Gacı da haklı. Öyle görmüş, öyle öğrenmiş. Kaldıramıyor işte. Bir türlü beni bir lubunya olarak kabul edemiyor. Sonra benim bir tepem atmış. “Anne! Madem o kadar istiyorsun evlenmemi, o zaman bana şöyle yakışıklı, boylu poslu, kıllı bir herif bul da ona varayım.” dedim. Aaaa! Kadın düştü bayıldı valla. “Ayol, iki gullum edeyim” dedim. Başladı sonra ağlamaya. “Ay ben seni bu günlere bunun için mi getirdim? Elalemin oğlu, torun torba sahibi oldu, ev bark sahibi oldu. Yok anam! Bizimkisi böyle oldu.”dedi. Ayy! O an içim bir tuhaf oldu valla. Sarılmak istedim ama yapamadım işte.Ne bileyim bazen kimseye sarılmak gelmiyor içimden.sevip de sarıldığım sevgimden öpmeye, koklamaya doyamadığım bir adam vardı. onaltı yaşındaydım. Bir gün yine evine gittiğimde birden dört adam oldular, saldırdılar bana. Çırılçıplak kaldım. Bir an ellernden kuruldum ama kaçamadım işte. Amaaan! Ayyy! Geç kaldım yine. Müşteriler bekler beni. Bu koliler de bir tuhaf. İbne ayol bunların hepsi. Bir de bana ibne diyorlar. ZELİHA: Kızım getme da, bir şey diyecedim. Getti görüyon mu kaçırdık valla. Nasılda kaçırdım, nasılda kaçırdım tüh tüh tüh,… Aboo siz buradamıydınız. Eyi, eyi. Geçenlerde burda barajda iki oğlan boğulduydu biri tok Ahmet’lerin torunu öbürü de sulak Hatçe’nin götçük oğlan. Nasıl üzülmüşüm biliyon mu, nasıl nasıl. Asiye’nin oğlu var ya, böyük oğlu bildin mi, damdan düşmüş. Çocuk gece kalkmış su dökmeye deyi damdan tepetaklak olmuş mu. Ona da çok üzülmüşem, yalnızlıkta çok zor anam çok zor. Gızılözülcülerin gelini doğurdu, Beşir’in kızı var ya Hatçe o da doğurdu. Görsen eyle tatlı eyle tatlı, gözleri limon dökmüşen gibi parıl parıl parli. Davudun kız var ya zavalım o da hasetinden çatır çatır çatli. Ee bilisen çocuğu olmidi ya halan da olmi kızım, yazık yazzık. Geçende kocası tutmuş kolundan götmüş duhtora, duhtor demiş yumurtaları mı neyim mi arızalıymış neymiş, tamiri de olmiymiş valla yalnızlıkta çoz zor anam çok zor çok zor. Hüseyinlerin ineği buzağıladı, görsen eyle tatlı her bakışımca siz gelisiniz aklıma. Eme sen götçük buzağı ahırı bi pislet bi pislet her taraf bok içinde kalmış. Valla Hüseyin’in kızı girmiş ahırı temizleyem diye hastalık neyim kapmış yatahlara düşmüş. Mucurlu saatçi Hasan’ın kızı var ya Tokmanların Rasullanlan kaçtıydı. Geçen bütün köy peşine düştüydü. Anası benim Minevşe diye kızım yok didi bana. Çok üzili kadın çok üzili. Ee ben de çok üziliyem yalnızlıkta çok zor anam çok zor. Geçende Gızılözülcülerin düğününde Memed’in Cafer içmiş içmiş zıvıtmış mı, sonra da cır cır olmuş mu! Anam uy uy pis nalet herif her tarafı bok içinde bırakmış yalnızlıkta çok zor anam çok zor… PERİHAN: Benim adım Perihan, otuzbeş yaşındayım. Neden bana şaşkın şaşkın bakıyorsunuz? Biliyorum niye öyle bakıyorsunuz. Elli altmış yaşlarında gösteriyorum öyle değil mi? Söyleyeyim öyleyse neden böyle yaşlandığımı. Koca derdi çok ağırdı, kaynana derdi de ağırdı, kuma derdi hepsinden ağırdı. Sonra bir gün başımıza öyle bir şey geldi ki bütün bu dertleri unutturdu bana. Hani derler ya dert derdi unutturur. Damlarımızın üstü askerdi, evimizin önünde de asker vardı her bir yanımız asker doluydu. Sonra o komutan o hain komutan el attı kocamı götürdü. Sonra kocamdan haber alamadık, kocamı kaybettiler. Kumama mı ne oldu? Kumam delirdi, kumam çöllere düştü, sonra öldü. Yine karanlık odu, yine askerler yine o komutan yine ocağımın önüne dikilmişti. Dur yavaş dedim ey namussuz, ey evi yıkılasıca sen benden ne istiyorsun. Dedi ki oğlunu götüreceğim. Benim oğlum daha çocuk daha onaltı yaşında yo dedim ölürüm de vermem dedim. Cesedimi çiğnesen de çocuğumu vermem. O an aklıma başörtüm geldi. Bu gördüğünüz başörtü namustur. Ne zaman kadın bu başörtüyü yere atsa binlerce atlı atından inerdi. Ne zaman ki başörtü yere indi Botan eyaletinin beyi Mem’i öldürmedi. Yavaş dedim ey namussuz yavaş dedim. Elim başörtüme gitti başörtüm yere geldi. O imansız o gözlerimin içine baka baka çiğnedi başörtümü, aldı oğlumu kopardı ciğerimi. |