Seyyar Sahne | www.seyyarsahne.com
 


 
   

 


E-Posta Duyuru
İsim
E-Posta


Sayfa Gösterimi:
98140


Son Güncelleme:
12.12.2008






 
 

Dünyanın En Güzel Hikayesi (Seyyar Sahne-2004)


Oyun Broşürü

Süreç üzerine...

Biri karşımıza çıkıp da "size dünyanın en güzel hikayesini anlatacağım" derse ne olur? İşte birçok anlatı için hareket noktası oluşturabilecek türden bir soru. Tıpkı "Ya adamın biri sabah kalktığında kendini böceğe dönüşmüş halde bulursa ne olur?" gibi... Anlamsız da bulunabilir, kışkırtıcı da. Biz bu soruyu sorduğumuzda bize kışkırtıcı gelmiş olacak ki, altı ay boyunca eli yüzü düzgün bir cevap vermek için uğraştık. İstedik ki bu soru sorulduktan sonra devamı kendi doğallığı içinde, zorlanmadan aksın, seyirciyi fazla sıkmadan bir yerlere götürsün. Ve istedik ki bu süreçte seyirci bütün hantallığıyla önüne kuruluveren koca bir düşünceler yığınını temaşa etmekle kalmasın, kendini anlatıya kaptırıp içinde yol alsın. Sadece yol almakla da kalmasın, bu ilk soruyla kan bağı olan başka sorular da ortaya atsın. Belki de bir yapıtı izleyicinin beğenisine sunma cüretini gösteren bir grubu en çok memnun edecek şey budur: Başlangıçta sorulan soruların seyircilerce çoğaltılması.

Dünyanın En Güzel Hikayesi, tıpkı 2002-2003 sezonunda sergilediğimiz Sırat Öyküleri gibi sahne çalışmasıyla eşzamanlı olarak yazıldı. Bu durumun doğal sonucu olarak da, sahne üzerindeki çalışmayla masa başındaki çalışma arasında belli bir etkileşim olması arzulandı. Özellikle oyunun merkezinde yer alan ve bizim "Adam" adını verdiğimiz karakterin metni, böyle bir etkileşimin sonucu olarak ortaya çıktı. Sonuç olarak, prova süreci hazır bir dramaturjiyi doğru bir biçimde sahneye taşımaya yönelik olmadı. Başta sorulan sorunun peşinden gittiğimiz, bu esnada da "hikaye anlatma"nın ne olduğu, ne gibi çağrışımlar taşıdığı, ne türden bir insani duruma denk düştüğü gibi soruların art arda dizilip cevaplanmayı beklediği ucu açık bir süreç oldu bu. Soruların tamamı cevap buldu mu? Şüphesiz hayır. Üstüne üstlük, oyunun seyirci karşısına çıkmaya hazırlandığı şu günlerde yeni yeni sorular başımıza üşüşüp duruyor. Bir de seyircinin yönelteceği -yöneltmesini can-ı gönülden istediğimiz- sorular düşünülünce...

Bütün bu sorularla karşılaşmak ve yüzleşmek, belki de bir oyun sahnelemenin en güzel tarafı. Yapılan bir işin her zaman eksiklerinin ve gediklerinin olması, bu nedenle de ardı arkası kesilmeyecek sorulara davetiye çıkarması tiyatroya -yani günümüzün "boynu bükük" sanatına- en büyük dinamizmi kazandıracak olan şeydir belki de. Ama ardı arkası kesilmeyen bu sorular, sadece bizi zevkli bir zihin jimnastiğine yönelttiği için değerli değildir. Bu sorular sayesinde biz, dünyanın en güzel hikayesinin -isterseniz oyununun da diyebiliriz- bizlerden, yani biz insanlardan ne kadar uzakta olduğunun bir kez daha farkına varırız. En güzel hikaye ile aramızdaki asla kapanmayacak mesafeyi koşarken, belki de her yeni soruyla birlikte "insanlığımızı" - yani eksikliğimizi ve yarımyamalaklığımızı- hatırlayarak ruhumuzu terbiye etmeye çabalarız. Belki de tiyatroyla - ya da genel olarak sanatla- iştigal etmemizin başlıca sebeplerinden biri budur: En güzel hikayeyi bulamamamızın (ve asla bulamayacak olmamızın) hesabını vermek, bu düşünceyle birlikte yaşamaya alışmak, bunu bir başarısızlık değil de hayatın kendisi olarak görebilmek. Ve de sonu gelmeyen sorulara verdiğimiz cevaplarla avunabilmek...

 

© 2006 Seyyar Sahne | info@seyyarsahne.com

dXenia Internet Solutions