Büyüt Küçült

Grotowski Üzerine - Özgür Akarsu

GROTOWSKİ İLE KARŞILAŞMAK

Yaklaşık 5 sene önce, Mimesis-4’ “Yoksul Tiyatro Özel Sayısı”nı bir Grotowski sunumu hazırlamak üzere ilk defa elime alıp, “İlkeler”i okuduğumda yarattığı ilk etki, güçlü bir şok oldu. Yazıda vurgulanan disiplin ve çalışma biçimi bende büyük bir hayranlık uyandırmıştı. Karşımızda yöntemi ve ürünleriyle büyük bir tiyatro ustası duruyordu. Yüzyılın en önemli prodüksiyonlarından biri sayılan “Apocalypsis Cum Figuris”, yüzyılın en büyük oyuncusu olarak nitelendirilen Cieslak, bu topluluk içerisinden çıkmış, topluluk ilkeli duruşu ve hâkim tiyatro piyasasına karşı takındığı net tutum ile saygımızı kazanmıştı. Bu bakış açısıyla, o dönem İTÜ Sahnesi’nde ve İTÜ MT’de yapılan aktarımlarda “Grotowski bizim için neden önemlidir?” sorusuna şu yanıtları vermişiz:


- Tiyatro/Grup etiğine yaptığı vurgu; uzun çalışma saatleri, kolektif yaratıcı çalışmanın gerçekleştirilmesine yönelik bir topluluk arayışı.
- Yoksul koşullarda tiyatro; Tiyatronun seyirci ve oyuncu arasında geçen bir faaliyet olarak tanımlanması ve tiyatroya sonradan eklenen tüm öğelerin elimine edilmesi. Sahne, dekor, para, ışık,vb. öğeler olmadan da iyi tiyatro yapılabileceği iddiası.
- Seyirci örgütlenmesi; Seyirciye yönelik naif ve saygılı tutum. İlk dönem oyunlarında bir kişi gelse bile gösterimi aynı şevk ve disiplin ile gerçekleştirmeleri.
- Oyuncu merkezli tiyatro anlayışı: Tiyatroya getirdikleri tanımdan yola çıkarak, oyuncunun çalışmasına verdikleri büyük önem. Bir araştırma faaliyeti olarak oyunculuk.
- Vücut-Vokal Çalışmasına yapılan vurgu: Vücut ve vokal çalışmasının oyuncunun bedeninin sınırlarını keşfetmesi için vazgeçilmez olduğu düşüncesi.

Görülebileceği gibi bu aktarımlarda ortaya çıkan Grotowski yorumu, ağırlıklı olarak ustanın 1959–1970 yılları arasında Tiyatro Laboratuarı’nda yaptığı çalışmalar üzerine kuruluydu.

Bu sürecin, oyunculukta ustalaşma yönündeki argümanlarını sahipleniyorduk. Grotowski’nin, piyasaya entegre olmadan ve yoksunluk bahanelerinin arkasına saklanmadan disiplinli bir grup çalışması yürütme ve oyuncu merkezli bir tiyatro yapma vurgusuna sahip yazıları ve konuşmaları, bizim kendi çalışmamızı teorize etmemize yönelik güçlü bir altyapı sağlıyordu. İTÜ Sahnesi’nde, Tiyatro Laboratuarı’nın serüvenini grup olma ve oyunculukta ustalaşma çabası olarak ele alıyor, grup içerisinde çalışma disiplini ve grup yapısı tartışmaları açıldığında “İlkeler” ve “Tiyatronun Yeni Ahiti” makalelerini tekrar tekrar okuyorduk.

Bu yorum yanlış mıydı? Hayır. Halen “Grotowski bizim için niçin önemlidir?” sorusuna yukarıda verdiğimiz yanıtların büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Topluluk olarak Grotowski’nin takipçisi olmak gibi bir iddiamız yoktu. Kendi tiyatro pratiğimiz açısından önemsediğimiz bir tiyatro adamının görüşlerine başvuruyorduk, onu anlamaya çalışıyorduk hepsi bu. Ancak bu yorumda eksik kalan nokta, Grotowski’nin Tiyatro Laboratuarı’nda ve sonrasında yaptığı çalışmaların oyunculuk üzerine, dolayısıyla da insan üzerine bir araştırma faaliyeti olduğunu kavrayamamış olmamız ve Tiyatro Laboratuarı sürecinin dolaylı ya da dolaysız etkilerini kendi oyunculuk çalışmalarımıza yansıtma riskini göze alamamamızdır. Yıllarca İTÜ Sahnesi’nde bir problem olarak gündeme gelen “Eğitim çalışmalarına nasıl yaratıcı bir içerik kazandırabiliriz?” sorusunun cevabına dair ipuçları önümüzde durmaktaydı. Ancak biz bunun pek farkında değildik.

Bu yüzden de, Thomas Richards’ın kitabını ve Grotowski’nin sonsözü olarak tanımlayabileceğimiz “Vasıta Olarak Sanat”ı tekrar okuduğumda, Grotowski ile sanatsal bir karşılaşma yaşamanın, oyunculuk üzerine çalışma yapan herhangi bir tiyatro topluluğu için büyük önem taşıdığını tekrar fark ettim. Richards’ın çalışma günlüğü ve Grotowski’nin kendi sanat serüvenini özetlediği yazı, gizemli bir perdenin altında kalan son dönemi hakkında önemli bilgiler veriyordu.

Grotowski’yi anlatan birçok yazıda ortak unsurlardan biri, ustanın 1959-1970 yılları arasında Tiyatro Laboratuarı’nda yaptığı çalışmalardan övgüyle bahsedilmesi, sonrasındaki Dağ Projesi ve Kaynaklar Tiyatrosu serüvenlerine daha az değinilmesidir. Birçok yazar, 1970 sonrasında yaptığı para-teatral çalışmaların, antropologların ve tarihçilerin ilgi alanına girdiğini söylemektedir. Örneğin Kamizierz Braun, “Grotowski Nerede?” (Mimesis-5) isimli makalesinde Grotowski’nin serüveninin 1970’lerin başındaki Apocalypsis Cum Figuris prodüksiyonuna kadar tiyatroya doğru bir araştırma faaliyeti olduğunu söyler. Oyunculuk alanında ustalaşmayı ve seyirci-sahne ilişkisi üzerine farklı denemeleri içeren bu dönemde, Tiyatro Laboratuarı tüm dünyada adını duyurmuş ve unutulmaz prodüksiyonlar ve oyunculuk performansları ile tiyatro tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Braun, 1970 sonrasında Grotowski’nin adım adım tiyatrodan uzaklaştığını, çevresinde ağzından çıkan her lafı dinlemeye hazır bir müritler topluluğu ile para-teatral çalışmalara kapıldığını ima eder. 1980’lere geldiğimizde uzun saçlı, sandaletli müritler ve bir ateşin başında yapılan komün toplantıları kaybolmuş, Grotowski kendini ABD’deki bir üniversitede, söylediklerinin tek kelimesini anlamayan öğrencilere Stanislavski’den bahsederken bulmuştur.

Braun’un trajikleştirdiği Grotowski hikâyesinin doğru yönleri vardır; ancak bu yorum 1970 sonrasında yapılan tüm çalışmaları bir kalemde silip atma riskini de üzerinde taşır. Grotowski, “Vasıta Olarak Sanat”ta para-teatral dönemin “gösterim ile provadan sonra gelen bağlantı halkalarını keşfetme süreci...” olarak tanımlamakta, ancak uzun ve çetin bir çalışma evresinden geçmeyen katılımcıların sayısının artmasıyla “kişiler arası duygu çorbasına ya da bir tür animasyona” dönüşerek başarısızlığa uğradığını itiraf etmektedir. Bu başarısızlık 1960’ların sonunda gelişen kendi ritüellerini inşa etmeye çalışan komün hayalinin de sonu olmuştur ve gerçekten de Grotowski’nin çevresindeki kalabalık yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır.

Ancak, Grotowski’nin 1950’lerden ölümüne kadar süren sanatsal serüvenine baktığımızda, 70 sonrasındaki dönemin bir sapma olmadığını görebiliriz. Bunu en iyi şekilde Grotowski’nin ölümünden sonra yazdığı bir yazıda Richard Schechner TDR’da ifade etmiştir. Schechner, 20. yüzyıl tiyatrosunda dört büyük devrim gerçekleştiren dört büyük isim olduğunu söyler. Bunlardan ilki olan Stanislavski ilk defa bir oyunculuk sistematiği oluşturmuştur. Sonrasında Meyerhold pratik ve teorik olarak sahnelemede yaptığı atılımlarla yönetmenlikte çığır açmıştır. Üçüncü büyük devrimi ise oyun yazarlığı, sahneleme ve politik dramaturji yönünde yaptığı atılımlarla Brecht gerçekleştirmiştir. Schechner’e göre dördüncü büyük devrimi Grotowski, bireyi ve ilişki içerisinde olduğu yaşamları değiştirerek gerçekleştirmiştir. O, modern bir şaman olarak, mistisizmin teorisyenidir. Onun baştan itibaren edindiği amaç tiyatro değil, insanlararası süreçler üzerine çalışmaktır.

Bu gözle baktığımızda 1970 sonrasında yapılan çalışmaları tiyatrodan uzaklaşma olarak görmemiz pek mümkün değildir. Gerçekten de, Grotowski, geldiği son nokta olan “Vasıta olarak Sanat” ile yola çıkış noktası olan “Sunum olarak sanat”ı aynı zincirin iki ucu olarak nitelendirir. İlginç bir şekilde öykünün başlangıcına ve sonuna damgasını basan isim Stanislavski ve onun fiziksel eylemler metodudur. “Ayrıntılar” ve “kesin ölçülülük”, “Vasıta Olarak Sanat”ı “Sunum olarak Sanat”a bağlayan en önemli özelliklerdir. Grotowski, aralarındaki en belirgin farkın “Sunum Olarak Sanat”ta gösterimin izleyicinin algısında belirmesi, geldiği son nokta olan “Vasıta Olarak Sanat”ta ise yapan sanatçının kendi algısında oluşması olduğunu söyler. İzleyen-sergileyen ayrımının kaybolduğu bu çalışmalar bildiğimiz anlamda tiyatro değildir hiç şüphesiz, ancak oyunculuk çalışmasına yaratıcı bir araştırma faaliyeti olarak bakan herkese söyleyecek çok fazla şeyi vardır.

Son döneminde Tiyatro Laboratuarı dönemine benzer bir şekilde sabit kadrolarla çalışma yürüten Grotowski, temelde beden üzerine, geleneksel şarkılar üzerine oyunculuk araştırma çalışmaları gerçekleştirir. Hedefini gündelik enerji düzleminden, yaşamsallıkla, içgüdülerle ve duyumsallıkla bağlantılı bir düzleme geçiş olarak nitelendirdiği bu çalışmalarda geleneksel şarkılar, itkiler ve küçük eylemler bu dikey geçiş sürecine destek olur. Bu çalışmalar, hafiflik ve ustalığa doğru dikey bir çıkış, köklere doğru bir yolculuktur. Ancak bu yolculuk sanılanın aksine kontrolsüz kendinden geçmelerle değil, Stanislavski’nin fiziksel eylemler yöntemini kullanan sabırlı bir çalışmayla gerçekleştirilebilir.

İTÜ MT’de, bundan yaklaşık 1 ay önce başlatmış olduğumuz oyunculuk çalışmalarının Grotowski’nin “Bedene meydan okumak” olarak nitelendirdiği bir yönde ilerlediğini düşünüyorum. Bu yaklaşım, bedenin olanaklarını aşar gibi görünen hedef ve görevlerle bedene meydan okumayı, onu imkânsıza çağırmayı, imkânsızı küçük parçalara bölerek imkânlı kılmayı kapsar. Topluluk olarak, kısa bir zaman içerisinde birçoğumuza imkânsız gelecek birçok hareketi yapmaya başladık. Ve imkânsız olarak bildiğimiz birçok şeyin çok da imkânsız olmadığını görmek bizi daha da fazla heyecanlandırıyor. Topluluk olarak bu çalışmada bizi motive eden en önemli etkenlerden birinin, çoğu zaman barışık olmadığımız, yağlı, hantallaşmış, bütün gün masa başında oturmaktan ya da ayakta durmaktan ağrılara ya da kasılmalara terk edilmiş bedenlerimizin sınırlarında gezindiğimizi, olanaklarını keşfettiğimizi hissettirmesi olduğunu düşünüyorum.

Bu çalışmalardan kısa vadede büyük çözüm ve atılımlar beklemek bizi hayal kırıklığına sürükleyebilir. Bu nedenle sabır ve yoğunlaşma şu an sahip olmamız gereken tek şey gibi görünüyor. Günde 15 saat çalışma yapma alışkanlığına ve imkânına sahip değiliz. Çalışmalarımızı finanse ederek bizim farklı enerji düzlemlerine geçmemiz için dağ evi kiralayacak finansörlerimiz henüz yok (hatta çalışma yaptığımız mekân bile çoğu zaman yalnız kalmamızı engelliyor). Peki bunlar oyunculuk konusunda bir araştırma faaliyeti yapmamız için engel mi? Sanmıyorum. Aksine bizim yaptığımız çalışmanın bu koşullar içerisinde anlamlı olduğunu düşünmeye başladım. Öyle ki Grotowski’nin çalışması için bir gerek şart olan sessizlik ve doğayı rahatsız etmeme ve onun içinde kaybolma ilkesi, bizim çalışmalarda yerini “Bakın bakın! Amuda kalktım!” bağırışlarına, Murat Kürtün’ün uçan taklalarından sonra verilen toplu “Ay! Of!” tepkilerine, “Abi, sen böyle giderse tavana da değersin!” muhabbetlerine bırakmakta. Bu ortam çalışmayı bizim için özgün ve eğlenceli kılmaktadır. Yönelimlerimizi de çalışmaların bu biçimini yok sayarak belirleyemeyiz. Yaptığımız çalışmaları sadece “daha iyi oyuncular olmak için yapılması gereken teknik çalışmalar” olarak görmek bizi kısırlaştıracaktır. Ancak bir yandan da, bedenimizin, sesimizin olanaklarını keşfetmek için Haiti şarkıları öğrenmeye çalışmak da nafile bir çabadır. Bu yüzden, Grotowski’nin yönteminden aşırabileceğimiz kadar şey aşırıp, kendi yolumuzda devinmeye devam etmemiz gerekiyor. Ki bu yolun, yıllardır bizi sahnede ve çalışmalarda yaşar kılan çocuksuluğu ve ironiyi tekrar keşfetmekten geçtiğini düşünüyorum.

Tiyatro Laboratuarı’nın oyunlarında hâkim olan traji-grotesk üslup ve alay-yüceltme diyalektiği, toplumsal yaşamı bir çürüme ve günahlar mekânı olarak çizer, bireyin trajik sonunu sürekli olarak öne çıkartır. Kurtarıcı kahramanın kurtarıcılık saplantısıyla acımasız bir şekilde alay edilir ve kendini feda eyleminin trajik yönü vurgulanır. Tüm bu üslupsal özellikler ve toplumsal yaşama dair kurulan negatif yaklaşım, çalışmaların ilk döneminde oyuncular ile seyircilerin arasında, son dönemlerinde ise performe eden kişinin algısında oluşan bir mistik bütünleşme pratiği ile farklı bir insan olma yönünde bir çabayı önerir. Grotowski, çürümekte ve çökmekte olan bir dünyanın, ruhumuzda ve bedenimizde yarattığı tahribattan ancak bu mistik bütünleşme çabası ile kurtulabileceğimizi ima eder.

Ancak toplumsal yaşamdan kendimizi bu kadar soyutlayarak kurtulmamız mümkün müdür? Ya da kendi krematoryumlarını inşa ettiği ve etmeye devam ettiği için uygarlıktan vaz mı geçeceğiz? Aksine, çalışmalarımızda bir çocuğun masumiyetini, deliliğini ve acımasız ironisini açığa çıkartmaya çalışmak, olanaksız birçok şeyi olanaklı kılacak, çalışmalarımızı yaratıcı bir ustalaşma ve derinleşme pratiğine çevirmemize yardımcı olacaktır.

Özgür Akarsu
12.01.2006