|
Çalışma Günlüğü - Gülden Arsal
07.12.2005
Akrobasi ve ses çalışmaları için Maslak’tayız. Efe ve Savaş dışında eksiğimiz yok. KSB çok kalabalık değil ama 21 dolu, çalışmayı alt fuayede yapıyoruz. İlk işimiz minderlerin silinmesi zira bir yıldır kullanılmayan minderler çok kirlenmiş. Temizlik ve toparlanma sekize kadar sürüyor. Hazırlıklı gelmememe rağmen çalışmayı ben yaptırıyorum. Güler’den temel akrobasi hareketleriyle ilgili doküman istemiştim ama yoğunmuş birkaç gün sonra yollayabilecek. Çalışmaya 6x2 güneşe selamla başladık. Yaklaşım bir saat yirmi dakika ısınma ve esnemeden sonra kısa bir ara verdik. Gülçin arada Suzan’ın yolladığı yoga notlarıyla alternatif bir çalışma örgütledi!
Minder, çalışmanın havasını kesinlikle değiştiriyor, çalışma daha enerjik oluyor. Bahar Noktası’nda da minderin grubu toparlayıcı bir etkisi olduğunu söylüyorduk. Hazır mindere kavuşmuşken yer hareketlerini bir hatırlayalım dedik. Daha sonra takla çalıştık. Önce herkesin taklasını teker teker analiz ettik. Başın üst kısmı mindere temas etmeden, vücut ağırlığını kollara eş dağıtarak, yumuşak ve dengeli bir takla atmamız gerek. Sezin, Suzan başarılı. Özgür Akarsu yamuk, Solmaz garip bir şekilde tek ayak atıyor. Zehra, Gülçin ve Özlem boyunlarını zorluyorlar. Murat kesikli ve sert atıyor. Erdem’in dönüş iyi kalkış problemli.
Düz taklanın ardından uzaktan ve yüksekten takla atmaya çalıştık. Herkes çocuklar gibi şendi. Bu çalışma henüz bizim için çok erken, bir yerlerimizi incitebiliriz, boyun ve sırt için riskli olabilir.
11.12.2005
Çalışmaya 17:10 gibi Savaş yönetiminde başladık. İlke ve Celal de katıldı. Bir Gülçin eksik. Savaş yaklaşık on dakika yüksek tempo koşu, zıplama gibi kondisyon ve ısınmaya yönelik çalışmalar yaptırdı. Kol ve bacak esnemelerine geçtikten sonra çalıştırıcılığı ben devraldım. Bel, boyun, bilek, bacak, sırt vs. gibi esneme hareketlerini daha düşük tempoda yaptırıp yer hareketlerine geçtim. Bu sırada Celal hareketlerin terslerini yaparak vücudumuzu rahatlatmamız gerektiği konusunda uyardı. Özgür Akarsu ve İlke esnemelerde soğumuşlar. İlke kondisyona ve esnemeye yönelik çalışmaların farklı olduğunu, ikisini ayırmanın daha faydalı olacağını söylüyor. Uzun süre koşup kondisyona yüklenip vücudumuzu iyice zorlayıp çalışmalıyız! Bir başka sorun da çalıştırıcının hareketleri yönlendiren değil de yaptıran insan olması. Çalıştırıcının yaptırdığı hareketleri basitçe tekrarlamak yerine herkes kendi bedenine konsantre olmalı ve araştırmalı.
‘Yalnızca araştıran alıştırmalar oyuncunun bütün organizmasını kapsar ve onun gizli kaynaklarını harekete geçirir. Tekrar eden alıştırmalar vasat sonuç verir.’Grotowski
Kısa bir aradan sonra takla çalışmasına başladık. Hareketleri önce Celal analiz ediyor sonrasında hep beraber deniyoruz. Düz taklada iyi sayılırız, ikili senkronize taklalar bile atabiliyoruz. Omuz ve ters taklada zorlanıyoruz. İleriye doğru uçarak atılan taklayı yapan çıkmadı. Tripod büyük ölçüde yapılıyor, amuda kalkmak daha zor. Boyuna yük bindirmez, acele etmez ve konsantre olursak yapabiliriz. Önemli olan dengeye yoğunlaşmak!
Ses çalışmasında kafa, ense, göğüs ve ağız tınlatıcılarını mımlayarak bulmaya çalışıyoruz. Kafa ve göğsümde sesimi kullanabiliyorum galiba. Kafamın üst kısmını biraz titreştirebiliyorum, geriye doğru ise bu titreşim daha da azalıyor. Sezin, Suzan, İlke (grubun şarkı söyleyebilen kızları) tınlatıcılarda zorlandı. Garip!
‘Daha dün annemizin kollarında coşarken.’ şarkısını la la la la olarak söylemeye ve bu esnada tınlatıcılarda gezinmeye çalışıyoruz. Bu tınlatıcı meselesi pek aklıma yatmazdı ya şimdi biraz anlıyorum sanki. En azından sesler arasındaki farkı görebiliyorum. Sesli ve fiziksel aksiyonlu bir çalışma yapalım demiştik. Erdem çalışmış. Mamoşu söylerken parmak ucunda dönüyor. Türküyü güzel söylüyor ama bir aşama daha katabilir. Sesini yükseltip alçaltma vs. gibi.
Bu çalışmayı zihnimde tam olarak tasavvur edemesem de beni heyecanlandırıyor. Aklıma ilk uydurma bir dille konuşarak bir sahne gelmişti. Sonra bir müzik aletinin sesini oynamayı ona göre hareketler bulmayı düşündüm. Ging gang gong gibi sesler çıkartan uzak doğu kökenli bir müzik aleti! Kill Bill’deki Uma Thurman gibi dövüş hareketleri yapsam nasıl olur? Ya da bir türküyü bozarak söyleme. ‘Divane aşık gibi.’ önce burnumdan söylerim ne dediğim pek anlaşılmaz sonra uzağa seslenerek bir erkek bir kadın olurum. Buna uygun fiziksel aksiyon bulamadım. En iyisi sahne üzerinde çalışmak bunun sonu yok. Ne yapabileceğimi bilemiyorum, sahnede görmek gerek…
18.12.2005
Kerem Karaboğa’nın kitabını tartışmak için toplanıyoruz. Cieslak çalışma CD’lerini izliyoruz.
19.12.2005
Savaş yarım saatten fazla yüksek tempo koşturuyor. Bir süre sonra iyice açıldığımı hissedebiliyorum, hatta bir yarım saat daha çok rahat koşarmışım gibi geliyor. Isınma ve esneme hareketlerini yaparken bir yere sabitlenmemeye çalışıyoruz. Savaş birkaç hareket gösteriyor ve bunlarla doğaçlamaya çalışıyoruz. Komik oluyor ama tüm kasları iyi çalıştırıyor, süper ısınıyorum.
Celal bir hayvanın yürüyüşünü çalışalım dediğinde aklıma ilk gelen hayvan tabii ki kediydi. Kedilerin vücut kullanımına oldum olası hayranım zaten. Tüm kaslarına o kadar hâkimler ki, hem çok iyi gerip hem de gevşetebiliyorlar. Birçok tiyatro kitabında da kedi yürüyüşü gösterilir zaten. Ama bizim yapmamız gereken bir taklitten çok bir hayvanın yerine geçmek. Ya da (bir arketip olarak) ona yaklaşmak. Kimbilir insan soyu maymundan değil de kediden geliyordur. Neyse Cieslak’ın yaptığı kedi hareketine benzer bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama kediden çok kertenkeleye benzetiyorlar. (Suzan kertenkele yapmaya, olmaya çalışıyormuş nasıl yaptığımı soruyor!) Senem vücudumu sürekli gergin tuttuğumu arada bir gevşetmem gerektiğini söylüyor. Evet, hareketi biraz yumuşatınca kediye daha çok benziyorum.
Kısa bir ara veriyoruz. Bir elma yarım simit yiyorum.
Omuz amudu çalışmaya başlıyoruz. Dengede duramıyor hemen düşüyorum. Mum duruşundan omuz amuduna geçim daha zor, onu da yapıyor sayılmam. Moralim bozuldu. Oysa dün Cieslak’ı izleyince yapılabilir bir hareket gibi gelmişti. Neyse ki eller bırakılıp baş üzerinde durulan amudu yapabiliyorum. Çok zorladım galiba omzum ağrıyor.
Yarım saat ses çalışması için çalışma arası veriyoruz. ‘Divane aşık gibi’ yi çalışıyorum. Ama yüksek ses söylemeye çekiniyorum, pek emin değilim bu şarkıyı mı söylesem diye. ‘Çingeneler zamanı’ndaki şarkıyı da mırıldanıyorum bir yandan. Ama herhangi bir hareket katamadım. İlke cepte oturmuş güzel güzel çalışıyor, sesi de güzel. Neyse ki çalışmaları göstermedik. Çalışma bitti. Dışarısı çok soğuk kar yağıyor.
23.12.2005
KSB üst fuayede kırk beş dakika koşuyoruz. Önce yavaş bir tempo tutturmaya çalışıyorum. Daha sonra zıplama, vs. hareketler katmaya başlıyorum. Celal baştaki tempoyu korumamı, henüz vücudumuzun tam açılmadığını söylüyor. Haklı. Acaba yarım saatten fazla koşamayız diye mi düşündüm? Acele ediyorum galiba. Yine millet sıkılmasın diye endişelendim. Oysa uzun süren koşu insanı dinlendiriyor. Çalışmaya yavaştan başlayıp sonra tempo arttırmalı ve tekrar yavaşlatılıp bırakılmalı. Koşunun sonuna doğru grup çok dağılmadı önceki çalışmalarda koşuyu bırakanlar daha fazla oluyordu. Sanıyorum iyice açıldık. Esneme çalışmalarında hareketin tersini yaptırmaya dikkat ediyorum. Ama yine çok fazla hareket yaptırıyorum.
Celal bir hareket üzerinde daha fazla zaman harcamalı diye uyardı.
Minderli akrobasi çalışmasında herkes farklı hareketleri çalışıyor. Amut, omuz amudu, mekik, duvarda el amudu, parende gibi. Omuz amuduna kalkabiliyorum (sayılır) ama hemen dengemi kaybediyor ve düşünüyorum. Duvarda el amudunu Efe kadar iyi yapamasam da yapıyorum. Bileklerim ve kollarım ağrıyor. Kol kaslarım eskisi gibi güçlü değil. Bu çalışmanın bir sonraki aşaması el amudu ve el üstünde yürüme.
25.12.2005
Çalışmaya yarım saat gecikmeli başlıyor ve uzun süre yürüme çalışıyoruz. Önce ben bir yürüyüş buluyorum, sonra bunun üzerinden çeşitlemeler yapıyoruz. Herkes harekete kendinden bir şey katarak farklılaştırıyor ama esas yürüyüş değiştirilmiyor. Çok fazla yürüyüş çeşidi yapmamızı rağmen üzerinde uzun süre duruyor, analiz etmeye çalışıyoruz. Ardından tempoyu yükseltiyor, düşürüyoruz. Kondisyonum yetmiyor sonlara doğru iyice yoruluyor ve dengemi bulmakta zorlanıyorum. Hareketi analiz ederken kendi bedenin üzerine yoğunlaşıyor olmak belli bir konsantrasyon yaratıyor. Ve bu da hareketi kendi içinden gelerek yapmana olanak sağlıyor. Ama yine de nasıl gözüküyorum diye düşünüyorum.
İlke, Merve ile daha önce çalıştığı yoga hareketlerini gösteriyor. Yavaş yavaş nefesimizi düzenliyor ve güneşe selam yapıyoruz. Yere oturularak yapılan yoga hareketleriyle devam edip sırtımızı, bacaklarımızı vs. esnetip açıyoruz. Yoga çalışmasındaki esneme hareketleri nefes kontrolüne dayanıyor. Kasları zorlayarak esnemeye çalışmıyor yavaşça vücudu rahatlatıyoruz. Kısa bir aradan sonra akrobasi çalışmasına geçiyor ve bir sandalyenin üzerine sıçrayarak konmaya çalışıyoruz. Amaçlanan sandalyeye sertçe düşmeden yavaşça (bir kuş gibi) konmak. Grotowski bu çalışmada itkinin omuzlardan gelmesi gerektiğini söylüyor. Voleybol antrenörümüz Ahmet hoca da smaç atmak için sıçrarken kollarımızı kullanmamızı söylerdi. Bu sandalye çalışması voleybol antrenmanlarında yaptığımız kasa çalışmasına benziyor. Bir süre yüksek bir kasaya iki kişinin yardımıyla sıçrıyorduk. Gerçi orada hedefimiz kondisyonu yükseltmekti, yere konarak düşmek zorunda değildik. Bence sıçrayışa omuzu da, kolları da katmalı, böylece hem daha yüksek hem de daha kontrollü bir sıçrama yapılabilir. Yere yumuşak düşmek için de dizler kullanılmalı. Sandalyeye düz sıçrarken çok fazla ses çıkarmadan konabiliyorum. Tabi zayıf oluşum bunu kolaylaştırıyor. Minderde amut, parende vs. hareketlerine geçiyoruz. Bugün ilk defa el amuduna yaklaştığımı hissedebiliyorum. Kısa bir süre dengede durabiliyorum ama hemen düşüyorum. Efe’yle el amudunda yürümeye bakıyoruz ama kollarım yeteri kadar güçlü değil. Daha sonra ardı ardına parende atmaya çalıştım, dört kez durmadan atabiliyorum. Bugün parendeci bir grup olduk, herkes parende çalışıyor. İki kişinin gerdiği atkının üzerinden bacakları atarak çalışıyoruz. Herkes de gözle görülür bir ilerleme var. Çalışmayı birdir bir oynayarak bitiriyoruz. Bitirirken de çok eğleniyoruz…
27.12.2005
Cimri provası için KSB’ deyiz. KSB çok soğuk, koşuyoruz. Güneşe selam, esnemeler, denge derken uçan bir yaratık çalışmayı böldü. Tepemizde uçuyor, Sezin kaçıyor. Soğuduk, tekrar koşuyoruz esniyoruz. Parmak ucunda dengede dönme hareketini yaptık. Dengeyi pek unuttuk. Akrobasi hareketleri gibi bir denge seti hazırlamak iyi olacak. Senem bu tip denge çalışmalarını ayrıca yapmalı, yoğunlaşmalı diyor. Haklı. Bugün pek konsantre değilim, koşudan sonra dağıldım galiba. İTÜS’lüler için çalışma ağır olmuş. Yarın oyun var tutulabiliriz diyorlar. Niye bu kadar zorladık diyor Aslı. Umarım yarın bir sorun olmaz.
İlk perdeyi çalıştık. Eklemeler, değişiklikler var. Harpagon La Fleshe’in kolunu yiyor!
28.12.2005
Ortaköy’deyiz. Kadıköy’den gelene kadar yoruldum, kıyafetlerimi giyip sahneye indiğimde (iki saat) hazırlanmaya vaktim var. Güneşe selamla ısınmaya başlıyorum. Burak ve Efe’yle parende atıyoruz. Erdem ve Özgür ikinci perdeyi çalışmak için grubu sahneye topluyor. Bir daire olup serbest vücut hareketleri yapmaya başlıyoruz. Bir yandan da ikinci perdenin akışını alıyoruz. Akışın temposuna göre hareketleri uydurmaya çalışıyoruz. Misal ‘ahanda hırsız geliyor’ stilize yavaş hareketler. ‘itiraf ediyorum yemeğe tuz atamadım’ ritmik, hızlı enerjik hareketler.
Sanıyorum enerjik bir oyun oldu!
01.01.2006
Yılın ilk günü ilk çalışmamız. Birbirimize değmeden teğet geçerek yürüyor ve herkesi görmeye, hissetmeye çalışıyoruz. Giderek tempo yükseliyor, birbirine çarpan toplar gibi sekip yön değiştiriyoruz. Çarpışmalarda pek hasar almıyorum. Serbest ısınma hareketleri yaparak karışık yürümeye devam ediyor, iyice açılıyoruz. Basit bir yürüyüş çeşitlenerek tüm vücudu zorlayan bir harekete dönüşebiliyor. Karışık yürüme ortak bir enerji yaratabilen bir çalışma, hem kendine hem gruba konsantre olman gerekiyor. Galiba daha çok kendi bedenime konsantre oldum.
Minder çalışmasına geçmeden duvara tırmanıyoruz. Evet düz duvara! Efe gösteriyor, biz de yapmaya çalışıyoruz. Hızla duvara doğru koşup adım atıyor, ters dönüp ikinci ayağını da duvara koyuyor. Neredeyse tavana değecek. Selma, Solmaz ve Zehra da iyi tırmanıyorlar. Bense hızımı duvarda tutamıyorum, ilk hareket tamam ama dönüşü yapamıyorum. Ayak bileklerim zorlanıyor ve mindere geçip kollarım üzerinde dengede durmaya çalışıyorum. Ellerim yerdeyken dizlerimi dirseklerime koyup bir süre havada kalmaya çalışıyorum. Yine eller yerde (ama bacağın içinde geçirip ayağın arkasına koyarak) bacakları açarak bir süre havada kalmaya çalışıyorum. Cieslak da buna benzer bir hareket yapıyordu.
Celal bir metin bulup ezberlememizi istemişti, Vişne Bahçesi’nden Libadev’in tiradını seçmiştim. Metinleri çalışmak için dağılıyoruz. Yüksek sesle tınlatıcıları bulmaya çalışıyorum. Tekrar toplanıyor ve Erdem’in çalışmasının izliyoruz. Celal yönlendiriyor. Bir inek gibi ses çıkarmak için karın tınlatıcısını kullanıyor. Biz de bu tınlatıcıyı bulmaya çalışıyoruz. Murat ve Erdem’in dışında pek bulabilen yok. Murat tınlatıcılarda gezinerek metni okumaya başlıyor. Sesin farkını gözlemleyebiliyorum. Celal Murat’tan metni şarkı söyler gibi söylemesini istiyor. Murat da metne melodi katarak çeşitliyor. Şarkılı çalışmada metin daha anlaşılır oluyor. Bu şekilde yorumlamak metni farklılaştırmaya olanak sağlıyor. Böyle çalışmaya devam edeceğiz…
Bugüne kadar ses çalışmalarında hep sessiz harfler üzerine yoğunlaşmışız. Oysa ki sesli harfleri vurgulamak diksiyonu rahatlatabilir. Erdem’in metnindeki ‘yoo yoo dostum’ ya da ‘boozaa’ gibi.
Diksiyon çalışmasında farklılıkları yok etmeden çalışmalıyız diyor Celal
04.01.2006
Karışık yürüme ve hareket doğaçlamaya devam ettiriyorum. İkili grup olarak ortak hareketler yapalım diye öneriyorum ama pek olmuyor. Konuşmadan sadece hissederek bir eş bulup, ona göre alanda dağılıp hareket yapılabilir mi? Yapamadık!
Cieslak’ı dün tekrar izlemiştim ve kedi hareketindeki sırt esnemesini ve yere sırt üstü esnemeyi analiz ederek göstermeye çalıştım. Kedinin uyanışından sonra bacak üzerinde dönerek esnemesini biraz yapabiliyorum. Sırt üstü yere yatıp (belden ve göğüsten iterek) kalma çalışması da sırt esnekliğini arttırıyor. Bu hareketi ilk defa yapabiliyorum. İzlemem faydalı oldu galiba. Mindere geçtiğimizde omuz amuduna yoğunlaşıyorum. Havada uzun süre kalamamamın nedeni kollarımı kullanmamammış. Önce düz amutta sonra omuz amudunda uzun süre kalmaya çalışıyorum. Bu sırada grubun çoğu parende çalışıyor. Zehra’nın getirdiği lastik üzerinden atlıyorlar.
06.01.2006
Karışık yürüyerek ısındıktan sonra bir ara verip çalışmalar üzerine konuşmaya başladık.Celal çalışmalarla ilgili düşüncelerimizi sordu.
Gülden: Kendi adıma geliştiğimi fark ediyorum. Çalışmalar kendi üzerime yoğunlaşmama, araştırmam fırsat veriyor.
Celal: Farklı bir çalışma yapıyoruz tehlikeleri neler olabilir?
Savaş: Yapıyormuş gibi yapılıp çok zorlanmayabilir.
Gülden: Çok fazla içe kapanılabilir.
Efe: Çalışmada sıkılıyorum, 40 dakikanın 20 si verimli geçiyor. Arada duruyorum
Gülden: Cieslak asla durmayın ve asla tekrar etmeyin diyor.
Celal: İçe kapanma daha önemli bir tehlike buna dikkat etmeli.
Özlem: Bazen içe dönüyor bırakıyorum ama genelde kesikli oluyor. Ne yapacağım diye düşünüyorum.
Celal: Jimnastikten, salt vücudu ısıtmaktan başka bir şey yapmaya çalışıyoruz. Hareketlerde bir anlam aranmalı.
Gülden: Grotowski zihnin edilgenleştiği, bedenin etkin olduğu bir çalışmadan bahsediyor.
Savaş: O kadar çok kas var ki çalıştırılması gereken. Eli boynun yanından geriye uzatıp gererek dönem hareketini Bilgi Sahnesinde yapamadık mesela. (Zihin bedene izin vermeli)
Celal: Önemli olan olasılıkları keşfetme çabası. Ama bunu bir işle yapacaksın. Turist olmadığın zaman bir olasılık var aslında. O da çaba gerektiriyor. İşin içinde yaratıcılık olunca daha zevkli ve rahatlatıcı bir iş oluyor. Mesela bu yaptığımız çalışmaların daha çok ısıtan ama çok daha az yoran çalışmalar olduğunu gözlemliyorum.
Doğru yapmak diye bir yaklaşım yok ama, hareketler özenli yapılmalı ve yaparken oyuncu içine kapanmamalı.
Yorgunluğa asla izn verilmemeli. Yorgunluk aslında gündelik hayattan çalışmaya taşıdığımız bir bela.
Aslında herkes kendi ritmini buluyor. Kendi sınırını zorlayıp zorlamadığın önemli. Çalışmada bBir yönlendirici mutlaka olmalı ara ara uyarmalı.
Savaş: Aslında vücudumuzda bir gerilim var. Bilgisayarı kapattığımızda biten ses gibi. O yüzden rahatlamalı. Kapatmayı bilmeliyiz. Açılamama bir gerilim yaratıyor. Yoga felsefesinden yararlanılabilir.
Celal: Yogada sadece gevşenir. Yoganın üzerinden başka bir yere atlamak gerekiyor. Bir çalışma bütünü oluşturmak gerekiyor. Bu tartışmaları da içeren bir program yapalım.
Erdem: Duvar hareketlerinde çocukluğunda yaptığın şeyden hareket ediyorsun.
Celal: 'Uygarlaştıkça' çocukluğumuzdaki özgürlüğümüzü yitiriyoruz galiba. Mesela çocuk hiç korkmadan atlar. 70 yaşındaki bir dansçı ‘ay 70 yaşındayım’ diye düşündüğünde dans edemez. Öncelikle zihni biraz esnetmek gerekiyor.
Minderdeki çalışma ve parendeden sonra çalışmayı bitiriyoruz. Celal birçok oyun kitabı getirmiş, bayramda okumamız için yeterli zamanımız olacak. Alexander Dumas Üç Silahşörler ve Plautus Latin komedyaları 1’i alıyorum. Gece 1 de Çanakkale yolcusuyum.
15.01.2006
Uzun bayram tatilinden sonra Bilgi’deyiz. Hava soğuk, KSB kapalı, Lütfü gelmiş. Serbest hareketlerle deviniyoruz. Celal zorlayıcı hareketler bulup bunları kesin ve özenli bir şekilde yapmamız konusunda uyarıyor. Galiba bugün daha az içe kapanıktım. Başkalarının hareketlerinden etkilenerek bir şey yapmaya çalıştım. Özellikle de Celal’in yaptıklarından cesaretlendim. Yerde yuvarlanma ve düşüş çalışıyor oldukça efor sarf ediyordu. Bende uzun süre yerde yuvarlanmaya çalıştım. Geriye doğru yuvarlanarak ayaklarımı (bacağımı kırarak) yere değdiriyor ve hızla yön değiştirip ileriye doğru kalkıp belden esniyorum.
Celal Barba’nın çalışma CD’sini izlemiş, bir hareket gösterdi. İki kişi karşılıklı birbirlerinin göğsünü ayaklarıyla yavaşça itiyor. Tekme atar gibi göğse vuruluyor ve bu vuruş (aslında itiş) diğer oyuncu tarafından karşılanıyor. İlk başta ürkütücü geliyor ama çalıştıkça yapabiliyoruz. Dikkat edilmesi gereken hareketin iki taraflı olması. Bir oyuncu iterken diğeri karşılamalı. Ayrıca sert vurmadan yumuşakça konmaya-itilmeye çalışılmalı. Bir de duvarları tekmelememek gerek. Çökebilir. Zehra azim ve hırs küpü olan Zehra hızını alamayıp duvarları tekmeleyince duvarda kalıcı bir iz bıraktı.
Mayerhold çalışmasından bir hareket denedik. Göğse konma. Biri bacağını hafifçe eğip göğsüne çıkan diğer oyuncuyu taşır. Murat ve Celal’le bu hareketi denedim. Konan kişi ben olunca benim açımdan pek sorun olmadı. Dengeli bir şekilde vücudumu küçültüp durmam gerekiyor. Murat da belini hafif kırarak ağırlığı dengelemeye çalıştı.
Barba’nın çalışma CD’sini İlke’nin çevirisi eşliğinde izliyoruz. Barba’nın üç oyuncusu bizi hayrete düşürdü. Olağanüstü çevik, esnek, enerjik… Olağanüstüler. Çok sıkı çalışma yaptıkları her hallerinden belli. Barba, rasyonel hareket analizi yapmamak gerektiğinden bahsediyor. Her oyuncu kendi hareketini bulur ama bu özgürlüğün bedeli sıkı bir çalışmadır. Hayatın her alanına katılmalıdır. Bu tip bir çalışma bize bir sahneyi nasıl oynayacağımızı göstermeyecek ama her oyuncu için gerekli sabır isteyen bir çalışma. Celal uydurma bir dil bulmamızı söyledi ve kısa bir ara verdik.
Daire olup teker teker ve toplu olarak uydurmaya başladık. Ben İtalyanca’ya benzer bir dille maç spikerleri gibi hızlı hızlı konuşmaya çalıştım. İleri-geri ve yukarı aşağı olmak üzere iki düzlem belirledik. Bir kişi sesiyle sırtı dönük diğerini bu düzlem boyunca yönlendirmeye çalıştı. İleri giderken ses önden yüksek bir tonda, geri giderken aşağıda ve daha düşük tonda kullandık. Celal eliyle sesimizi yönlendirdi ve onun verdiği komuta göre sesimizi değiştirdik. Erdem ve Celal’in yaptığı çalışmada (etki-tepkiyi) etkileşimi gözleyebildim. Erdem sesini tınlatıcılarda rahatlıkla gezdirebiliyor. Benim açımdan aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.
Sesimizi belli bir tonda uzun süre tutamıyoruz. Tıpkı yüz maskını koruyamayan yeni bir oyuncu gibi.
18.01.2006
Soğuk bir ocak günü KSB’nin soğuk fuayesinde ısınmak için koşuyoruz. (Petekler çalışmıyormuş, hemen yanımızdaki kütüphane sıcacık oysa. Sezin’in deyimiyle onlar bilim yapıyorlar biz nifak tohumu ekiyoruz.) Akarsu yaklaşık 1m’lik sopalar getirmiş. Tek elimizde dengede tutmaya çalışıyoruz. Murat bu faslı çoktan geçmiş bacağında, göğsünde ve hatta burnunda tutmayı başarıyor. Senem ise iki parmağında tuttuğu sopayı düşürmeden parmak değiştirebiliyor.
Özgür A, Murat ve ben üçlü bir grup oluşturup göğse tekme atıyoruz. Bir süre sonra tekme ve düşme çalışıyoruz. Diğerleri de bizim mindere geliyor, Murat itiyor biz düşüyoruz, herkes Murat’ın önünde sıra olunca kendime başka minderler arıyorum. Ara veriyoruz ve hemen soğuyoruz. Aradan sonra ikili gruplar halinde tınlatıcılarda dolaşmaya başlıyoruz. Partnerim Senem. Sesimizi iyice tizleştirdiğimizde kafamızın tepesinin çok titreştiğini fark ediyoruz. Kafamın içinde bir düdük öttüğünü hissettim. Sesi göğüste tutmakta zorlanıyorum, daha aşağılara ise hiç indiremiyorum. Karın tınlatıcını bulmak kadınlar açısından daha mı zor acaba? Fizyolojik olarak bir fark var mı? Yoksa neden yapamıyoruz?
Yarım saat boyunca çalıştık ama gırtlağımı hiç zorlamadım. Boğazım sesim acımıyor.
29.01.2006
Uzun bir aradan sonra Bilgi’deyiz. Yerimizde koşarak ve zıplayarak ısındıktan sonra serbest hareketlere geçiyoruz. İkili gruplar oluşturuyor ve hareket doğaçlıyoruz. Partnerim Suzan. Ellerimizden tutarak germe ve bacak esnetme yapıyoruz. Bu sırada farklı akrobatik hareketlerle karışık gruplar oluşturuyoruz. ‘Leylek leylek havada yumurtası tavada’ hareketi düz, ters, elleri bırakarak yapıyoruz. Bir süre sonra haremlik ve selamlık olarak ayrıldığımızı fark ediyorum. Selam’lık ekibi Murat’ın üzerinden taklalar atmaya çalışırken biz haremlikler birbirimizi taşımaya çalışıyoruz. Yerde sopa gibi düz ve kasılarak duran birisini diğer kızlar kaldırıyor ve taşıyor. Daha sonra köprü çalışmaya başlıyorum. Merve duvardan yere köprüyü düşüşü gösteriyor. Ayaktan direkt düşmeye korkuyorum., bileklerim, kollarım vücudumu taşıyamayacak diye bacaklarıma ağırlık veriyorum. Biraz yaklaşıyorum ama tam yapamıyorum. Kafa üstünde düşüyor ve iyice aptallaşıyorum. Neyse ki ara veriyoruz.
Erdem sesini titreştirerek tınlatıcılarda gezinme çalışmasını gösteriyor. Kızılderili şarkılarında ya da Kürtlerin zılgıtlarında olduğu gibi ses gırtlağın ve nefesin yardımıyla titreştiriliyor. Celal teknik bir hareket gibi yapmamamız ilkel bir şarkı, bir şey bulmamız konusunda uyarıyor.
Daha sonra Celal hepimize bir metin dağıttı. Pierre Riviere’den. Önce tek başımıza sonra hep beraber sahne üstünde çalıştık. (Celal ve Erdem önce Riviere’den metinler çalışıyorlardı) Sahne arkasında düz bir sıra olup, sırayla öne çıkıyor ve sanık Riviere ile ilgili tanıklık yapıyoruz. Çalışmayı bitirdikten sonra toplanıyoruz.
Celal: Çalışmaları bir değerlendirelim. Nasıl devam etmeli, nerede tıkanıyoruz, ne yapmalıyız?
Senem: Başta yoğunlaşmalıyız dedik ama melodi ve metin çalışmalarını unuttuk. Deniyoruz ama üzerine pek gitmiyoruz.
Efe: Sıkılmayalım, sıkılırsak toparlanmak zor olur. Thomas Richards'ın vs. yaptıkları çalışma biçimleri birebir bizim oyunculuğumuza hizmet etmeyebilir. Beni çalışma hırsları ve disiplinleri etkiledi, çalışma biçimleri değil. Oyuncu yaptığı şeyden keyif almalı. Bizim aksiyon problemimiz daha öncelikli. Şu an yaptığımız çalışma çok kıymetli. Ben başta sıkıcı olacak diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Sıkılmayı göze almak şart değil.
Erdem: Parende atarken eğleniyorduk ama sürekli bir çaba vardı, konu dağılmıyordu. Uğraşınca ilerleme kaydedildi.
Efe: Ses çalışmalarında çok yaratıcı olmadık. Araştırılması lazım iyi yapamıyoruz.
Senem: Korkularımızı aştıktan sonra yapılmayacak şey yok.
İlke: Ses çalışmalarında hedefimizi göremiyoruz. Neye dairse bir ışık gerekiyor. Daha oyunbaz olunmalı.
Erdem: Çıkartamayacağımı düşündüğüm bir sesi çıkarttım ve o zaman başka bir evren var diyorsun. Vücut çalışmalarına göre daha geriyiz seste.
İlke: Videolar izledik ve o hareketler için bir itki yarattı. Sesi de canlandırmamız gerekiyor. Kızılderilileri dinlemeliyiz, pratikten önce. Ses kulaktır en başta.
Celal: Hem katılıyorum, hem katılmıyorum. İlla dinlememiz gerekmiyor. Bilgi sahnesinde fark ettim yeni bir oyuncunun mimik yapması gibi ayıp geliyor bize garip sesler çıkarmak. Komik bir duruma düşmeyi göze almalı.
Hedeflediğimiz ve yaptığımız arasında uçurum var. Yedi gün çalışma yapılması gereken bir şey ama iki,üç gün çalışıyoruz. Gümüşlük de buna tekabül ediyor. Şarkı söylemeden geri adım attım ama tınlatma ve vibrasyonu Erdem’le çalıştık. Buradan devam edilebilir. Kulağı da eğitmemiz gerekiyor ama bunların hepsi son kertede prodüksiyon değil başka bir yere geçme çabası.
Efe: Bir atölye çalışması gibi gözüküyor. Atölyeler yoğun geçer ya. Araya gün girince olmuyor, çok uzun süre bunu yapabileceğimizi sanmıyorum.
Suzan: Tek başına zaman meselesi değil, detay, yoğunlaşmak, analiz etmek, korkularla yüzleşmek, bunu unutunca sıkılmamız hızlanacak. Total olarak koyduğumuz amacı gerçekleştiremeyeceğiz. Çalışmaları ses vücut araştırma çalışması olarak görüyorum. Ses çalışmalarını sadece çalışmalarda yapıyorum, kendimi zorlamadım.
Senem: O ana yoğunlaşmak gerekiyor. Sesi öne yanlara doğru götürme çalışmalarının üzerine gitmedik, ikili çalışmak iyi bir yöntem.
Celal: Bir çalışmanın stable olmaması, oturmaması gerek. Canlı arayış (turistik olmayan) dediğimiz şey genel yöntemimiz olmalı. Cieslak’ı izledikten sonra bir çalıştırıcıyı taklit ederek yapılan çalışmadan vazgeçtik. Yaratıcı hiçbir kıvılcım olmadığı zaman çalışmanın dağıtılması gerekiyor. Herkesin yaratıcı olması gerekiyor. Vücut çalışmasında bu sağlanıyor ama sesi hiç bilmediğimizi düşünüyoruz.
Senem: Hareketlerle ses birleştirilmeli, eğildiğinde ses nereden çıkıyor gibi.
Celal: Kişinin kendine yönelik bu arayışı, genel kalite yükselişine evrilebilmeli. Önerilere açık olmalı, herkes bu yükü almalı. Kendi yaratıcı sınırımız göre yük almalı. Bu tip toplantılar yapılmalı. Gelirken hedeflerle gelinmeli, ev ödevleriyle değil. Bu arayış ve sürecin kendisinde yaratıcı bir damar var. Elbette sapmalar da olacak. Asla sabitlemeye çalışmayalım.
Pierre Riviere konusunda ise pek emin değilim. Erdem’den talepkar olmadığımı fark ettim. Erdemin vakti var, diğer çalışmanın dışında başka bir çalışma yapmalı.
Efe: Oyuncunun sahne isteği hafife alınmamalı. Cimri bir yük değil oyunculuk enerjimizi tekrar tekrar hissedebileceğimiz bir yer olmalı. Ben üç ay bu çalışmayı yaparsam oyuncu olduğumu unuturum. Sahnede olma imkânı varsa bu kullanılmalı.
Senem: Bu çalışmalar Cimri’yi olumlu etkiledi.
Gülden: Bizim açımızdan Cimri çalışmaları sekteye uğratmadı.
Celal: İTÜS açısından fark yarattı, oyunun başlarında daha dinamik ve yaratıcı taraf onlardı, şimdilerde ise bu çalışmaların bir neticesi olarak sizlerin belli bir düzeyi zorladığınızı düşünüyorum. Oyunculuğun özüne dair bir çaba onları da etkiliyor. Oyuncu olarak canlı duruşu hedeflemeliyiz. Herkes bu arayışın bir parçası, öznesi olmalı, nesnesi değil. Şu anda öyle değil ama erkenden kendimizi uyaralım. Cimri’yi ODTÜ’ye götürme konusunu bir soralım İTÜS’ e, sorun olmaz derlerse ne ala…
01.02.2006
Bugünkü çalışmaya en erken gelenlerden biriydim. KSB’nin orta fuayesindeki sandalye ve masaları Murat’la taşıdıktan sonra duvarın dibindeki küpleri fark ettim. Kontrplaktan yapılmış küpleri çevirip üzerine konmaya çalıştım. Bir süre sonra İTÜ sahneliler küplerden birkaçını aldı ama iki büyük, üç küçük küp bize kaldı. Ben de küpleri çalışma alanının köşelerine yerleştirdim. Ve serbest hareketlerle ısınmaya başladık. Yavaş başlayan çalışma giderek hızlandı, herkes yüksek tempolu hareketler yapıyordu. Senem çevresindekilerin hareketlerine karşılık vererek ikili, üçlü gruplarla tempoyu iyice arttırdı. Sonunda bir baktım ki köşelerdeki küpler de çalışmaya katılmış. Küplerin üzerinden sıçrayarak atlama gibi hareketler doğaçlandı. Ben de büyük küplerden birine ayaklarımı dayayıp belimi çevirmeye başladım. Daha sonra karın üzeri küpe yatıp bir çeşit sınav çekmeye çalıştım. Yerdeki çalışmaya taklalarla devam ettim. Herhangi bir yöne doğru yuvarlanıp dizlerimin üstüne kalkıyor ve hızlı bir şekilde tekrar yuvarlanıyordum. Yuvarlandığım yön ve şekli her defasında değiştirmeye ve sürekliliği korumaya çalıştım. Senem de katıldı ve bunun üzerine gitmeyi önerdi.
Minderleri aldıktan sonra Efe, Murat’ın üzerinden takla atmayı önerdi. Aslında hareket takladan daha çok el amudu gibi başlıyor yerdeki engelin (Murat, Erdem veya Özgür) üzerinden ters dönerek kalkmayla sonlandırılıyor. El amudunda fazla kaldığım için kesikli yapıyorum. İlk bakışta korkutucu gelse de çok eğlenceli bir hareket. Taklayla beraber engeli devirenler, engelin üzerine oturup düşenler komik sahneler sergiliyoruz. Bu dönüşü Murat’ın omzu üzerinden de deniyorum. El amuduna kalktığımda Murat beni sırtına doğru atıyor ve dönüp kalkıyorum. Murat hafif olduğum için beni kolayca fırlatabiliyor. Efe’yi daha zor taşıyabildiğinden tam sırtı üzerinden dönemiyor. Bu tip akrobatik hareketlerde kobay olarak kullanılıyor gibiyim. Solmaz ve Murat kollarını çapraz tutarak beni döndürmeye çalıştıklarında ne yapmaya çalıştıklarını anlayamamıştım bile.
Bugünkü çalışmada çoğunlukla akrobatik hareketleri çalıştık. Çalışmanın başında Senem’le gruplu set oluşturalım diye önermiştik ama yerin darlığından ve akrobasi heyecanımızdan ötürü olsa gerek set fikrinden vazgeçtik. Ama yine de Efe engelli atlayışın hemen sonrasına parende ekleyerek ilk set denemesini yapmış oldu.
Çalışma akışı boyunca dağılan grubu küp üzerinden atlayarak düşme çalışması bir araya getirdi. Bir yanda ses çalışması yapan Merve ve Suzan da ekibe dahil oldu. Engelin üzerine basarak ileriye doğru kendimizi atıyor ve yuvarlanarak kalkıyoruz. Murat kadar iyi yapan yok. Merve gibi de yapan yok! Geçen çalışmada denediğimiz ‘leylek leylek havada’ hareketini Zehra’yla çalıştım. Havada dengede durduktan sonra taklaya geçmeye çabaladık. Bu hareketi Erdem ve Murat geliştirerek hızlandırdı. Murat ayaklarıyla Erdem’e destek oluyor, iterek taklaya yönlendiriyor.
Kısa bir ara verir gibi olduktan sonra sopalarla çalışmaya başladık. Senem uzun bir süre sopayla denge çalıştı. Erdem, Özgür A., Efe, Zehra, Murat ve ben sopalarla bileğe doğru vurma ve kaçma çalıştık. Çalışmanın sonlarına doğru tınlatıcı çalışanlar da oldu. Murat’la kafa tınlatıcısını bulmaya çalıştım, bulamadım. Sanıyorum yeteri kadar yoğunlaşmadık sese. Vücut çalışmasındaki performansımızı ses çalışmasına taşıyamıyoruz. Bunun nedeni şu olabilir.
1. Akrobasi ve diğer hareketleri yaparken çok eğleniyoruz ve zamanı ayarlayamıyoruz. (Gerçekten de bugün hiç ara vermeden çalıştık ve sokaktaki çocuklara benziyorduk.)
2. Sesimizi nasıl kullanacağımız bilemediğimizden, ses çalışmasından kaçıyoruz. Bunu çok fazla bilinçli yaptığımızı düşünmüyorum ama yapıyoruz. En azından benim açımdan kafa tınlatıcısını doğru kullanamadığımı fark etmek ve bir türlü tınlatamamak sıkıntı veriyor.
03.02.2006
Bugün Suzan bizi çok korkuttu, üst fuayede çalışmaya başladıktan sonra ters bir hareket yapmış ve kalçasına kramp girmiş. Bir baktık Suzan yerde kıvranıyor, ovuşturduk, masaj yaptık geçmedi. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. Kramp dediğin girer ve çıkar. Bu girdi ama çıkmıyor belki beş dakika kıvrandırdı kızı. Kramp acısını pek bilmem ama çektiği acı yüzünden belli oluyordu. Sonunda geçti de kendine geldi, biz de bütün kızlar kalça sallayarak ona eşlik ettik. Tekrar ısınmaya başladık, çünkü durunca hemen soğuyoruz. KSB’yi bir türlü ısıtamıyorlar. Muhtemelen kramp da bu yüzden girdi. Serbest hareket doğaçlarken yine takla ve dönme çalışmasına başladım. Senem’le uzun süre dönüşleri devam ettirebildik. Bacaklarımı duvara dayayarak hareket bulmaya çalışırken bir baktım birileri yaptıklarım tekrarlıyor. Gülçin beni kritik ediyordu ben de uydurduğumu çaktırmadım…Celal çalışmaya geç geldi ve minderde ısınmaya başladı. Biz bir önceki çalışmada yaptıklarımızı göstermek için sabırsızlanıyorduk. Önce el amuduna kalkıp engel üstünden dönme hareketini gösterdik. Belimizi daha fazla esnetmemiz gerekiyormuş. Takla gibi yuvarlanmadan düşmek gerekiyor. Murat’la yaptığımız ikili akrobasi hareketlerini de gösterdik. Erdem ve Murat’ın yaptığı ikili yer taklasını Zehra ve İlke geliştirmeye çalıştı. İlke yerde yuvarlanarak futbolcu kalkışını çok beğendi ve neredeyse tüm çalışma boyunca şekilden şekle girerek yapmaya çalıştı. Ayaktan köprüye düşmeyi çalışsam da her defasında başarısız oldum. Merve rahatça düşebiliyor, Celal ise o safhayı çoktan aşmış köprüde yürüyor. Celal yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi düşe kalka öğrenebiliriz diyor. İyi de iki elim iki ayağım yerde sırtüstü dururken hangi elimi hangi ayağımı atacağımı bir türlü kafam basmıyor. Bir de köprüde daha uzun durabilmem gerekiyor. Günün hareketi Celal’den geldi. Şöyle ki bir kişi yere sırtüstü uzanıyor (Murat) diğer bir kişi (ben) onun sırtına çıkıyor, yatan kişi yavaş yavaş ayağa kalkarken sırttaki kişi yukarı doğru sıçrıyor. Diğerleri de sadece ellerini uzatarak atlayan kişiyi tutuyor. Çok, çok eğlenceli bir hareket, özellikle de atlayan için. Bunu düz koşup atlayarak çalışıyoruz. Herkes ellerini uzatıyor ve koşarak ileriye atlıyoruz.
05.02.2006
Bugün yapacağımız okuma çalışması için Erdem’le önceden buluştuk. KSB korkunç kalabalık ve her şeyden kötüsü Kafkas Halk Dansları ekibi tüm gürültüsüyle çalışıyor. Neyse ki oditoryumu ayarlıyor, barkovizyon teçhizatını da kurarak çalışmaya başlıyoruz. Mayerhold’un çalışmalarıyla ilgili cd’yi nihayet izleyebileceğiz. Ama önce Mayerhold’un tarihsel dönemlerini ve biomekanik çalışmalarını kısaca anlatıyoruz.
Stanislavski ve Grotowski’nin aksine Mayerhold’un yönteminde oyunculuk bilinçli bir süreçte gerçekleşiyor. Ne rolle özdeşleşme, ne de arınma söz konusu. Oyuncu hiçbir zaman kontrolü elinden bırakmıyor. Duyguyla herhangi bir işi yok. Duygu oyuncuda değil seyircide uyandırılmalı. İlk bakışta çok teknik gibi görünen bu yöntem aslında gündelik geçekliğin dışına çıkarak yaratıcı bir alan açıyor. Stanislavski’nin metodunda iç aksiyona ulaşmak için kaldıraç olarak kullanılan ‘fiziksel hareketler’ Mayerhold çalışmalarının temel eksenini oluşturuyor. Comedia del arte, ortaçağ cabotin oyunculuğu ve doğu tiyatrosundan etkileniyor. Devrim sonrasında Taylorizm ve Refleksoloji’nin de katkısıyla biomekanik çalışmalarını şekillendiriyor. biomekanik etütlerinin ana ilkesi ‘beden bir makine, oyuncu makinisttir’
Bugüne kadar doğru dürüst Mayerhold okumamış biri olarak üretkenliğinden çok etkilendim. Oldukça trajik bir hayatı var. Karalama politikaları, çalışmalarının engellenmesi, antisovyetik-troçkist ve casus olarak suçlanması ve öldürülmesi.
Senem biomekanik etütlerin temel ilkelerini çok güzel anlattı. Otkaz: bir hareketin tersi, bir taşı fırlatacaksak eğer önce tersi bir hareket yaparak hazırlanılıyor. Etüdün başında ve sonunda bir hareket yapılıyor. Hançer saplama ve göğse konma çalışmalarını da izledik.
Hemen giyinip, koltukların arasında hızlı hızlı yürümeye başlıyoruz.(Senem geçen çalışmada parmağını incittiğinden oturuyor, yanında da perdesiz dergisinden Özgül var, bizi izlemeye gelmiş.) İyice hızlandığımız bir anda duruyor ve çok yavaş sahneye doğru yürüyoruz. Stilize ve yavaş hareketler doğaçlayarak devam ediyoruz. Hareketleri dengeli ve yavaş yapmak için çok iyi konsantre olmak gerekiyor. Yerde yuvarlanmaya çalışıyor ancak hızımı koruyamayıp koordinasyonumu sağlamıyorum. Çok yavaş başladığım taklada, dönüş sonrası hemen hızlanıyorum. Tüm dikkatimi çalışmaya verince kısa bir sürede açıldığımı hissedebiliyorum. Grupça yavaş ve hızlı düşüş çalışıp, minderlere geçiyoruz.
Celal bugün köprü çalışacağımız söyleyince öncelikle belimiz ısıtmaya başlıyoruz. Birbirimize bel, sırt masajı yapıyoruz. Celal aşama aşama yerden köprüye kalkmayı gösteriyor.
1. yerde sırtüstü yatıp dizleri kır
2. göğsü yukarı doğru it
3. elleri başının yanına koy
4. ellerden de destek alarak göğüs ve kalçadan yukarı it
birkaç denemeden sonra yapabiliyorum. Ayaktan köprüye düşmek o kadar kolay olmuyor. Merve’yi izliyorum, düzgün yapıyor. Denemelerimin birinde kollarımı uzatınca göğüs kafesimin daha iyi açıldığını ve yere daha çok yaklaştığımı hissedebiliyorum. İlk kez ayaktan köprüye düşüyor ve oleey diye çığlık atıyorum. Bir harekete yoğunlaşınca ve doğru yönelimleri bulunca er ya da geç bir şekilde yapılabiliyor. Önemli olan turist takılmamak. Bazı çalışmalarda o hareketten bu harekete geçtiğimizi, yoğunlaşmadığımızı tartışmıştık. Celal’in bugün köprü çalışıyoruz diyerek çalışmayı sınırlandırması iyi oldu.
Köprüde aşama kaydettikten sonra farklı hareketlere geçtik. Efe ve Celal’le amuttan köprüye düşmeye çalıştım. Amuda kalkıp belimi dışa çıkartıp göğüs kafesimi yuvarlıyor ve sonra köprüye düşebiliyorum. Ancak tam yere düştüğüm sırada ayaklarım minderde kayıyor, ellerimle ayağımı taşıyamıyorum. Yere düştüğümüzde hareketi frenlememiz gerekiyor (stoika). Cuma günü yaptığımız havaya sıçrayıp tutma çalışmasını tekrar yapıyoruz.
Ara vermeden Eugene Barba’nın yaptırdığı ses çalışmasını izliyoruz. Barba’nın parlak oyuncusu İben sesiyle iki oyuncuyu yönlendiriyor. Bizim de daha önce denediğimiz bu çalışmanın yapılmışını görmüş olduk. Sırtı İben’e dönük olan iki oyuncu da İben’in sesindeki en ufak değişime aynı anda cevap verebiliyor. Barba diğer bir oyuncusuna eliyle komutlar veriyor ve bu şekilde çeşitli tınlatıcılarda sesi dolaştırabiliyor. Oyuncu verilen komutlara göre sesin tonunu, yüksekliğini ve vibrasyonunu değiştiriyor. Efe verilen komutların gruba özel bir kodlama olabileceğini söylüyor. İtalyan bir çalıştırıcının Danimarkalı oyunculara verdiği komutların bizim içinde aynı anlama geldiğini düşünerek bunların antropolojik ortak bir uyaran (stimuli) olduğuna karar kılıyoruz. Daha sonra sesle doğaçlama çalışması yaptılar. Tam olarak belli bir şeyi anlatmıyorlar ama sade teknik bir çalışma da yapmıyorlar. Barba ses ve vücut diye bir ikilik olmadığını sesin de uzam içinde bir yer kapladığından bahsediyor. İben’in doğaçlamasını izlerken CD bozuldu ve çalışmayı bitirdik.
08.02.2006
İki gündür sol baldırımda kötü bir ağrı var. Bugün de pek rahat vermedi. Özellikle merdiven inip çıkarken kasım tutulmuş gibi ağrıyor. Muhtemelen köprüde çok zorladım. Bütün ağırlık bacak ön üst kaslara biniyor o yüzden bugün kendimi çok zorlamadım. Hatta benim için en verimsiz çalışmalardan biriydi. Amuttan köprüye düşmeye çalışsam da sakındığım için pek bir şey yapamadım. Suzan geçen çalışmada bedenimi unutup kendimi zorladığımı söylüyor. Grotowski zihni unutmaktan bahsediyordu, bense bedenimi unutmuşum. Güler de dikkat edin diye hep uyarıyor ama o zaman sınırını pek zorlayamıyorsun. Evet kontrollü olmakta fayda var yoksa ciddi sakatlıklar olabilir, ama burada da bir denge tutturmak gerek. Hem bedeni zorlayacaksın hem zorlamayacaksın. Genel olarak bedenimle hoyrat bir ilişkide olduğumu kabul ediyorum. Aman yoruldum dinleneyim, kan şekerim düşecek yemek yiyeyim deme çok fazla. Şimdilerde daha dikkat etmeye çalışıyorum. Kendi bedenimizi dinlemeyi bilmeliyiz, bedeni unutmak değil dinlemek gerek. Hatta yeniden tanışmalıyız. Kendi bedenine yabancılaşmak tehlikeli bir şey. Maalesef böyle yaşıyoruz bir şekilde. O zaman neyi nasıl yapabileceğini ya da yapamayacağını kestiremezsin. İlginçtir bu konuda Murat’ın iyi bir akıl yürütme tarzı var. Diyelim birisi bir hareket yapalım diyor, o olmaz yaparız yapamayız diyebiliyor. Bence bunu diyebilmek çalışmanın sürekliliği için önemli. Bir hareketi yapabilmenin zamanı olabiliyor. Nitekim bugün bir çok kişi el amudundan köprüye düşüşü az çok yapabildi. Efe en iyi yapanlardan. Bedenim beni uykuya çağırıyor, iyi geceler.
10.02.2006
Bugün Maslak dere olmuş akıyordu, KSB’ ye ulaşmak için çok sayıda akrobasi hareketi yapmak zorunda kaldım. Çalışmaya erken geldiğim için sıcak bir çayla da ısındım. Bugün bacağımın ağrısı epey hafiflemişti ama çalışmanın sonuna doğru tekrar ağrımaya başladı.
Isınma hareketlerinde birkaç yeni şey doğaçladım. Mum duruşunda bacakları sürekli hareket ettirip durma, mum duruşunda geriye tekmeler atma gibi. El amudundan köprüye düşmeyi geliştiremedim. Parmak ucuna değil tabana düşmem gerekiyor. Köprüyü daha iyi yapamadıkça bu hareketi yapmak zor. O yüzden başa dönüyoruz. Özlem çok güzel köprü yapıyor, sırt esnekliği mükemmel. Bense göğsümü ve sırtımı çok esnetemediğimden herhalde ağırlığımı bacaklarıma veriyorum. Ve bacağım çok ağrıyor.
12.02.2006
Bugün mindersiz ısınma hareketlerinden sonra Cimri çalışmasına geçeceğiz. Özgür Akarsu birkaç hareket önermişti deneyelim dedik. Ben el amuduna kalkıyorum o da ayak bileklerimden tutuyor ve kıvrılarak omzuna çıkıyorum. Daha sonra aynı hareketi iki kişiyle denedik, yine amuda kalkıyorum Murat ve Özgür bileklerimi tutuyor hoop omza. Bir bacağımla birinin diğeriyle diğerinin omzundayken beni yukarı fırlatıyorlar. Ama ayağım kayıyor ve yere düşüyorum. Hem de çok kötü. Dengemi kaybedince sırtüstü yere çakıldım ve kemik sesleri duyuldu. İlk anda bir şey oldu diye çok korktum ama sonra gülerek kalktım. Herkes başıma toplanmıştı.
İTÜS çalışmasını bitirdi ve oditoryumda Cimri’ye geçtik. Celal tınlatıcılarla ilgili ses çalıştırması yaptırdı. Sesi göğüs, gırtlak, burun, ön ve arka kafada dolaştırmaya çalıştık. Sesimizi kendimizden başlayarak ön koltuklara ve oradan da tüm salona ulaştırmayı denedik. Salonun her köşesini doldurmak için kafa tınlatıcısını kullanıyoruz ama bağırmıyoruz.
14.02.2005
cimri prova
15.02.2005
cimri oyun
İTÜ seyircisi çıldırmış olmalı!
16.02.2005
cimri oyun
Seyirci kesinlikle çıldırmış!
19.02.2006
Celal: Çalışmayı yeniden formüle etmek gerekiyor. Bugünkü tablo da onu gösteriyor. Bu çalışmaya isteyen istediği şekilde katılacak diye mi bırakacağız ya da katılma koşullarını sabitleyecek miyiz?
Suzan: Bu çalışmada kendi yapabileceklerimi arama serbestliğim var. Biçim belli ama katılım daha serbest o yüzden motivasyonumu sağlayabiliyorum.
Celal: Çalışmayı nereye götüreceğiz? Kafamda kendimle de ilgili sorunlar var. Yaratıcı moda yeterince yaklaşamadığımızı düşünüyorum. Aşmak için ne yapmalı, belki daha görünür bir hedef konur.
İlke: Sakatlık belirtileri çıktı ya, öyle bir durumda kası dinlendirmek gerekiyor. Celal ve Oğuz’la da onu konuşuyorduk iyi beslenmiyoruz. Çalışmaların akışını yitirince, sakatlıklar çıktı. Murat’ın dediği gibi kum havuzuna benzedi. Isınma için koşarken çocuk bahçesi gibi oynadık. Çok eğlenceli ama o yoğunlaşmadan uzaklaştık. Benim gündelik yaşantımı etkiledi. Her gün bir hareket yapıyorum. Benim için bir miktar bilinç kazandırdı. Belki bir hedef koyarak ilerleyebiliriz.
Celal: Kendiliğinden ve akışına bırakıyoruz çok programlı yaklaşmıyoruz. Hatta bu yüzden aşırı programlı bir insan olarak Senem’in varlığı da hep ayrıksı kalıyor. Erdem’in bir çalışması var tek kişilik; Bilgi sahnesi çalışmaları ve bu çalışma. Bu üç çalışma nasıl bir arada olacak. Onları da ayarlamamız gerek. Bir de sizin (Pazartesi ekibi) çalışma var.
Oğuz söyledi, ağır çalışmaya eşlik etmesi gereken beslenme programı gerekliymiş. Amacımız futbolcular gibi performansı maksimuma çıkarmak değil ama mesela vitamin hapları alınıp, süt içilebilir. Oyuncu olarak beslenmeye dikkat etmek gerekiyor.
İlke: Kadınlar günde en az yarım litre süt içsin. ODTÜ’ye hazırlanacağız dedik ya, bunu daha programlı hale getirmek gerekiyor. Herkes kendi akışını çıkarmalı belki.
Erdem: ben İben’in yaptığı gibi ses çalışması yapıyorum.
Suzan: Erdem’in çalışması tek mi olacak? SAE’ de var.
İlke: Bence birbirimizi gördüğümüz toplu bir çalışma mutlaka olmalı. Erdem tek başına olmamalı. Sadece vücut çalışmasını yapsa bile beraber çalışacak biri olmalı.
Celal: Bir form bulmamız gerek.
İlke: Yaza ve ODTÜ’ye hazırlık.
Celal: Yaptığın her çalışma hazırlıktır ama bu çalışmayı kurtaracak bir çalışma değil.
Savaş: Vücut diye ele aldık hep ama hala tınlatıcılar keşfedilemedi. 20 çalışmada el amudu yapılabilmeliydi. Bana daha çok çalışma yapmalıymışız gibi geliyor. Sesle çok az ilgilendik. Yaratıcılıktan ziyade teknik bir keşif içindeydik.
Suzan: Tekniği bilmeden risk alamazsın.
Savaş: O teknik hamallığı yapmak gerekiyor. 20 çalışma vücudun üzerindeki tüm küfü atabilmek için az zaman. Her çalışmaya istekli geldik. Hatta bir çalışmada çok yoruldum ve Allah kahretsin yorulmasaydım da devam edebilsem. Bilgi sahnesinin çalışmalarını üçe çıkarmalı, iki ayda, 16 çalışmada oyun çıkmaz. Haftada 3 orada 3 de burada olmaz. Buna bir formül bulmalıyız.
Celal: Kişisel olarak bu çalışmayı bırakmak da istemiyorum. (Savaş’a) Senin açından pek sorun olmaz sen çalışmalara katılıyorsun.
Erdem: Kel Şarkıcıyı mı düşünüyorsunuz?
Celal: Evet. Oyunu sevdiler. Oyun 6 kişilik, grup 16 kişi. Dönüşümlü ya da iki grup olarak oynanabilir. Başka oyun grubu ikiye bölmek olur. Kel şarkıcının içine Jack ya da boyun eğme kısaltılıp eklenebilir.
İlke: Burjuvazi’nin çekiciliği de öyle ya, sahneleri hiç bağlanmamış.
Celal: Ben, savaş ve Erdem’i bu çalışmadan çıkarsak.
İlke: Belki buradan bir şey çıkacak diye zorlamamak gerek. Daha özenli olunmalı, bireysel yönü korunmalı.
Suzan: Sesle ilgili zamana ihtiyacımız var.
Celal: Pazar 1’den 5’e Bilgi Sahnesi çalışması sonrasında burası.
Savaş: Bilgi Sahnesi'ne çok konsantre olamıyorum.
Celal: Buraya yoğunlaşınca orayı unutuyorsun. Şu aşamada Bilgi 3 çalışmaya çıkacak.
İlke: Murat bize stilizasyon çalıştırabilir.
Celal: Teknik çok önemli. Teknik olmadan yaratıcılık olmaz. Çinli akrobatların da mükemmel tekniği vardır ama sadece aaa bunu nasıl yaptı dersin. Sadece orada kalınmamalı yaratıcı bir süreçle ilintilendirilmesi gerekiyor. Biz ne yapıyoruz sadece teknik mi yoksa yaratıcı bir çalışma mı yapıyoruz? Rahatsızlık bin parçaya bölünmemden mi? Murat sen ne düşünüyorsun?
Murat: Bizim hatamız Cieslak’ı fazla erken izlememiz. Koşmayı niye bıraktık bilmiyorum. Bir şeyleri yapmak için güçlü olmak gerek. Tekniği de bıraktık eğlenmeye başladık. Çalışmaya gelme sizin inisiyatifinizde olmalı, böyle bir açık kapı olmalı. Onunda ismi konmalı. Haftada 4 çalışma ağır gibi geliyor.
Bundan sonra bir şey hedeflenmeli. Yöntemi olmalı. O gün taklaysa sadece o çalışılmalı. Belki müzik eklenir, koreografi yapılır.
Celal: tekniği bıraktık, ona tekrar dönmek gerekiyor. 20 dakika koşma meselesi değil, o spora giriyor. Koşma açık alanda yapılmalı.
İlke: Koşma yerine güneşe selam yapılabilir.
Savaş: Yogacılar sabah 50 çift yapıyorlarmış. Açık alanda koşalım mı?
Celal: Pazarları havalar ısınınca yapılabilir. Sesi inatla unutuyoruz.
Savaş: Diksiyon da çalışmıyoruz.
Celal: Diksiyonda doğru diye bir şey yok, özgünlük korunmalı, sesle birlikte düşünülmeli.
Suzan: Okumalarımız vardı…
Celal: Brecht’i bitirelim.
Murat: Mahabarata’yı sildim.
Zehra: Onu ne zaman izleyeceğiz?
Erdem: O serbest.
Celal: Sınır zorlaması meselesi unutulmamalı. Enerjiyi açığa çıkaracak yöntemi bulmalı. Çinli oyuncuların ışık saçtığına inanılıyor. Bazıları parlar, bazıları karanlıktır. Teknik dönüp dolaşıp buna hizmet etmeli. Herkes öyle yapmalı ki, enerjisiyle ışık saçmalı.
Savaş: Metin okuma zorlayacak mıyız?
Celal: Oyuncudan serbest bir doğaçlama tek kişilik bir gösteri hazırlaması istensin.
Savaş: hareketler listelenecek, bir tarih konulacak sonra tespit edilecek, şu şu hareketleri herkes şu tarihe yapmış olacak diyelim.
İlke: bence ortak yapalım, biomekanik tarzı küçük bir sahneleme.
Celal: benim dediğim daha teatral bir şeydi.
İlke: Benim aklımda ODTÜ var o yüzden.
Celal: Gitsek bile birkaç kişiyle gider. Bu çalışmanın yapısına zarar verir. Durup yapım gibi çalışmak olmaz. Tek kişilik doğaçlamalardan belki bir şey çıkar. Yine çalışmanın içinden çıkması hedeflenir. Doğaçlama 7 Aralıktan itibaren bu çalışmaların sizdeki yansıması üzerine.
İlke: Savaş’ın dediğini yapalım.
Celal: her çalışmanın sonunda herkesin kaydı alınır.
22.02.2006
Bugün köprüyü tam olarak yamamamın nedenini buldum! Hep sırt esnekliğimin yetersiz olduğunu, sırtımı ve belimi daha iyi ısıtmam gerektiğini düşünüyordum. Ama sağ olsun Murat köprüme şöyle bir baktı ve asıl sorunun bacaklarımı çok fazla geride tutmamdan kaynaklandığını söyledi. Bacaklarımın pozisyonunu değiştirince daha yüksek, kavisli ve sanıyorum daha güzel bir köprü yapabildim. Bu buluşu hemen Solmaz’a söyledim, beraber köprü çalıştık. Kafa tınlatıcısı ise hala olmuyor
24.02.2006
Bugün stilizasyon ve dengenin ön planda olduğu biomekanik etütlerini çalışmaya başladık. İlki tokat atma etüdüydü. Önce Murat ve Akarsu karşı karşıya geçerek tüm etüdü baştan sona gösterdi; sonra Özgür’le ben hareketin tüm aşamalarını yavaşça tekrar ettik ve bu sırada Murat etüdü anlattı. Denge merkezinin kaydırılması üzerine kurulu bu harekette otkaz, posyl, tormos ve stoika gibi biomekanik ilkeleri yer alıyor.
1.Karşılıklı olarak duran iki oyuncu yere doğru hafif eğilerek (otkaz=sıçramanın tersi olan yere eğilme) harekete başlıyor. Küçük bir sıçrayıştan sonra (posyl=hareketin kendisi), yere yavaşça düşüyor (tormos=düşüş anındaki frenleme) ve kıvrılarak ayağa kalkıyor (stoika= harekete son veriyor).
2. Tokat atan oyuncu arkaya doğru kayarak elini kaldırırken tokadı yiyecek oyuncu da başını yana eğerek ağırlık merkezini geriye doğru atıyor. iki oyuncu da bu pozisyonda bacaklarından kollarına kadar bir yay çizer gibi gergin durup tokat atmaya-yemeye hazırlanıyorlar.
3. Tokat atan oyuncu tüm vücuduyla dönerek tokadı atacağı yeri gösterirken diğeri de yüzünü öne getirerek bekleme pozisyonu alır. Bu sırada ellerini de birbirini kavuşturup öne getirir.
4. Tokat atan tekrar ağırlık merkezini kaydırır ve atar. tokadı yiyen oyuncu iki elini birbirine vurur ve geriye kayar. Toparlanıp dengesini düzelttikten sonra sol kolunu yukarı kaldırır ve eliyle yanağını tutarak yanda hafifçe salınır.
5. Tokat yiyen tekrar düzelttikten sonra iki oyuncu da tokalaşmak üzere geriye kayar ve ağırlık merkezlerini öne kaydırarak el sıkışırlar. Ardında iki oyuncu kol kola girerek hareketi tamamlarlar.
Hareket analizini yaptıktan sonra ikili gruplar halinde dağılıp çalışmaya başladık. Tüm hareket boyunca vücudun serbest bırakılmaması gerekiyor. Ama bu kasmak anlamına gelmiyor. Tüm kasları kontrol edebilmek için çok dikkatli olunması gerek. Hareketin belli bir hızı var ve hiç bir anında durulmuyor, vücut hep dinamik.
26.02.2006
Brecht okumasıyla Kerem Karaboğa’nın kitabını bitiriyoruz ancak çoğumuz tekrar okumadığı için tartışma çok verimli geçmiyor. (Bence biraz cepten yiyoruz.) Brecht tiyatrosu, yeni bir oyunculuk yöntemi sunmuyor mu, sadece kendi metinlerine mi uyarlanır? Epik oyunculuk yabancılaştırmalarla doldurulmuş teknik bir biçim midir, politik eleştirel bir tavrı barındırmaz mı? Özellikle gestus kavramı üzerinde duruyor, kendi prodüksiyonlarımızdan örnekler bulmaya çalışıyoruz. ‘gola var mı?’ köylü kurnaz hizmetçi bir kadının toplumsal sınıfsal konumuyla ilgili bir jest midir? Bu sırada gestus kavramını örneklemeye çalışan İlke çalışmaya gelmediği Çarşamba akşamları Solanes filmleri izlediğini ağzından kaçırıverdi. Sonra fark etti ama artık dilimizden kurtulamaz.
BS2 çok soğuk olduğundan girişteki fuayede vücut çalışması yaptık. Önce koşarak ısındım sonra da fuayedeki korkulukların demirlerine sıçrayarak esnemeye çalıştım. Ardından 20 çift güneşe selam yaparak çalışmayı bitirdim.
Celal grubun bir kısmıyla Pierre Riviere çalışacağım dedi. Savaş, Erdem, Sezin, Senem, Murat, Efe ve ben daha önce çalıştığımız metinlerini hatırlamaya çalıştık. Ben bölge rahibini oynuyorum. Rahip herkesin aksine Riviere'i budala bulmuyor, hatta ondaki yeteneği fark etmiş birisi ama yine de hayal gücünün farklı (çarpık!) olduğunun farkında. Önce tüm tanıklar mahkemede gibi tek tek hikâyelerini anlatıyor. Daha sonra mahkemede tanıklık yapar gibi yerimizde durmuyor, yürüyerek hikâyeleri birbirimize anlatmaya başlıyoruz. Bazen duruyor, yavaşlıyor ya da hızlanıyoruz. Celal tiplemeleri çok fazla stilize etmeden oynamamızı söyledi. Herkes hikâyesini anlattıktan sonra bir anda durup hep beraber ‘ben, annemi kız kardeşimi ve erkek kardeşimi öldüren Pierre Riviere’ diyerek hatıratı yazmaya başlıyoruz.
01.03.2006
Bugün kısa bir ısınma çalışmasından sonra toplanıp çalışmaları ve sonrasını tartıştık. Celal çalışmaya isteğe bağlı katılma modelinin dağılmaya neden olduğunu söyledi. Bunun bizi atomize ettiğini ancak ortak bir mekanizmanın da işlemesi gerektiğini belirtti. Yoğun bir çalışma yapamayışımızı, çalışmaların bir gün arttırılmasının çok ciddi problem olmasını tiyatro isteksizliği olarak yorumladı. Yaratıcı bir çalışmayı sayıya indirgemek olmaz, kimse bize maaş vermiyor, burası zorunlu bir yer değilken birbirimizi tahriş etmenin anlamı yok, yaratıcılığın olmadığı grupta it dalaşı çıkar diye de ekledi. Ve çalışmaları bu haliyle dondurmayı önerdi.
Oyunculukta da sınıra gelip duruyoruz. Oysa Grotowski şöyle diyor:
‘Tiyatro çalışması artık devam edemeyeceğin anda başlar.’
Murat çalışmalar düzenli gelme koşulu koymayı önerirken Senem önce kendi katılımımızı tartışmayı önerdi. Şu ana kadar bireysel yaratıcılığımızı pek geliştiremediğimizi, Celal’in Pierre Riviere projesiyle yaşadığımız sorunu bay pass etmeye çalıştığını ancak Mayerhold çalışmalarıyla kolektif yaratıcılığa geçiş yapabileceğimizi düşünüyor. Katılıyorum, Pierre Riviere projesinden pek bir haberdar değiliz, Celal ve Oğuz arasında geçen tartışmalardan Erdem’in bile haberi yokmuş. Anlaşılan Pierre Riviere’in ODTÜ’ye yönelik bir gösteri olarak şekillenmesi çoğumuzda anlaşılmamış. Aslında bugüne kadar ODTÜ meselesi benim kafamda da soru işaretiydi. Kendimizi niye ODTÜ’ye şartlandırıyoruz diye düşünüyordum ancak bugün Özgül gelip de ODTÜ şenliğinin amatör tiyatro camiası için gerekliliğini ve orada yaratılacak tartışmanın önemini vurguladığında aydım diyebilirim.
(Bu toplantı kasete çekildiği için bir yerden sonra not tutmadım, tartışmanın geri kalan kısmını kaset çözümlemesiyle ekleyebiliriz.)
03.03.2006
Tokat atma etüdünü çalışmaya ve ardından tartışmaya devam ediyoruz. Efe çalışmaları birebir yapmamıza şerh koydu. Etütleri birebir yapmanın komik olduğunu, kendimizin yeni hareketler geliştirmemiz gerektiğini söylüyor. Celal ise çalışmaların ilk aşamada deforme edilmemesinden yana. Bunun bir çeşit konuşma yöntemi olduğunu, kendi cümlemizi kurabileceğimiz gibi başkasının cümlesini de kendi cümlemiz hale getirebileceğimizi düşüncesinde. Böylece çalışma yapıştırma bir halden çıkarılabilir. Sonra kendi hareketimizi geliştiririz. Senem’in de dediği gibi grameri öğrenmek gibi bir şey var, sonrasında yeni hareketler doğaçlayabiliriz.
Grotowski temelli çalışmaları daha uzun süredir yaptığımız için ilk anda yaşadığımız çekinikliği üzerimizden attık gibi geliyor bana. Isınma çalışması olarak koyduğumuz bölümde bir ilerleme kaydettik. Celal de çalışmaya performans olarak yaklaşmanın çok net fark yarattığını, içe dönük narsistik bir çalışma yapılmadığında oradan bir ışıma çıkabileceğini söyledi.
‘Kası sadece hazırlayan değil, özgürleştiren bir hareket de düşünülmeli.’
Isınma bölümünde bir süre sonra hareket sıkıntısı çekiliyor. Ben de bazen şimdi ne yapacağım diye kısa bir süre duruyor, sonra devam ediyorum. Celal bu sorunun çalışmayı kurgulayış biçimimizden kaynakladığı görüşünde. Şöyle ki: Yaşarken hareketleri düşünmeden yaparız. Hareket yapmak gibi yaklaşırsak o zaman sorun çıkmaz. Çünkü temel olarak sonsuz ihtimal var ama sonsuzluğun içinden bir şey bulmamak başka bir şey. Ama tabi yaşamaktan sıkıldım dersen orada söylenecek söz kalmaz. Bu yapılanları yaşamla ilgili bir faaliyet olarak koyduğumuzda sıkılmayız. Durup belki tartışmak ve sorunsallaştırmak gerek. Başkasını olumsuz etkilememek için yaşamdan sıkılma lüksünü gösteremeyiz. Seyirciyle kurduğumuz ilişkinin ve burada kendi aramızdakiyle hiçbir farkı yoktur. Yaşamda da bu sorunları böyle anlarda çözeriz. Ciddi yol kazası olmadığı sürece bu çalışmalar grubu başka bir yere götürebilir.Yol taşlıdır, sıkıcıdır ama zorlanmalı. Sıkılma sınırı iyice geliştirilmeli.
Celal biomekanik çalışmalarında başka bir şey gördüğünü, çalışmadaki cevheri ilk defa bugün hissettiğini söyledi. Çabayı bırakmamak ve düşünsel altyapısına biraz daha hakim olmak gerek.
05.03.2006
Bilgi’deyiz. Fuayede ısındıktan sonra toplanıyoruz.
Celal ve Oğuz ÖKM-EAT’da yaşanan tartışmaları bildikleri kadarıyla anlatıyorlar. Kerem Karaboğa’ya yönelik açılan imza kampanyasını, daha öncesinde yaşananları ve Kerem Karaboğa’yla yaptıkları konuşmaları.
Bugün, yaptığımız çalışmaları bir workshop olarak ODTÜ şenliğine götürme kararı aldık. Diğer gruplardan çalışmaya katılacak oyuncular (ne çok eski, ne de çok yeni, birkaç yıllık oyuncular öncelikli) önceden belirlenecek. Yaptığımız çalışmalar bir gün boyunca aktarılacak, doğaçlamalar yapılacak ve sonunda da seyirciye açık bir gösterim olacak. Çalışmayı, tiyatronun kendisini düşünme faaliyeti olarak şekillendireceğiz. Özgür workshop için Celal'in konuşurken sarfettiği bir tarifi hemen çalışamının ismi olarak önerdi: ‘Yaratıcılığın Eşiğinde’. İsim fiyakalı oldu ama şu an yaratıcılığın neresindeyiz bilemedim.
Barba’nın biomekanik çalışmalarını Özgür Akarsu’nun aktarımıyla izliyoruz. Diğer CD’ye göre Barba yaşlanmış ve daha çok konuşuyor.
Barba’dan notlar:
Mayerhold ruhsal olana ulaşmak için tam tersi katı bir fiziksel çalışma yapar. Çalışmalarda sürekli bir denge durumu vardır ve hareketler zıtlıklar üzerinden ilerler. biomekanik çalışmalarının özünde bedeni özgürleştirmek, rahatlatmak, dinamikleştirmek geliyor. Ancak bu yoğun bir çalışma süreciyle mümkün. Uzun süre çalışılan hareketler vücudun parçası olup oyuncuyu yönlendirir.
Bogdanov ve öğrencilerinin yaptığı biomekanik çalışmaları bir aktörün deneyimini kendinden sonraki nesillere aktarım yöntemidir. Comedia Del Arte’da da oyuncu bir rol üzerinde yıllarca çalışarak ustalaşır ve bir sonraki kuşağı aktarır. Bu çalışmalar geleneksel tiyatro biçimlerinin modern tiyatroda kullanılmasına dair bir örnektir. Biomekanikte sözsüz biçime dayalı, bedeni düşünmeye yönlendiren bir form vardır ve üzerinde çok fazla bilgi taşır. Mayerhold etütleri oyuncuların hafızasına bir çalışma biçimi yerleştirir ve oynamaya sevk eden dürtüleri oluşturur.
biomekanik doğalın stilize anlatımıdır. Bütünseldir, bunu bozamazsın. Bu çalışmada bir enerji açığa çıkarır. Etütlerde ağırlık merkezinin sürekli değiştirilir, bütün dansların kökeninde bu vardır. Biomekanikteki duruşlar Çin alfabesine benzer.
‘biomekanik hiyerogliftir’ Mayerhold
Biomekaniğin dört ilkesi vardır:
1. üretici olmayan her hareketin uzaklaştırılması
2. gövde ağırlık merkezinin doğru kullanılması
3. ritim
4. denge
Oyuncuda olması gereken özellikler
1.fiziksel yetkinlik
2. bir refleks, doğuştan gelen yetenek, uyanıklık
Oğuz, Celal ve Erdem Pierre Riviere grubu olarak ayrıldı. Biz de tokat çalışmaya devam ettik. Önce daktil hareketini çalışıyoruz. Öne ağırlığımız bozup dizleri kırdıktan sonra kollarla kıvrılıp kalkmak gerekiyormuş. Kollar baş üstünden aşağıya doğru bırakılıp iki el çırpılırken de dizlerle esneme yapılıyormuş.
‘Daktil hareketi denge bozmakla başlar, harekete hazırlıktır. Anlamı şarjdır. Oyuncular aynı anda aynı dili konuşmaya başlarlar.’ Barba
08.03.2006
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve biz 13 kadın ( Merve, Suzan, İlke, Senem, Solmaz, Didem, Gülçin, Zehra, Selma, Esma, Hilal, Ünzile ve ben) bugün bir etkinlik düzenledik. Kısa bir zamanda hazırladığımız bu etkinlikle kadınların annelerine, babalarına, sevgililerine vs. söyledikleri yalanlar üzerine bir tartışma açmak istiyorduk. Kendi içimizde yaptığımız tartışmalarda kadınlar olarak erkeklere oranla daha fazla yalan söylediğimizi ve bu yalanların çoğunu ya sevdiklerimizi üzmemek, ya kötü olmamak ya da bir şeyleri saklamak için söylediğimizi fark ettik. Kimseye doğrudan bir zarar vermediği düşüncesiyle de bu tip yalanlara ‘beyaz yalanlar’ dedik. Kadınların ‘beyaz yalanlar’ söylemelerinin nedenlerini, koşullarını, bunun bir zorunluluk mu yoksa bir tercih mi olduğunu tartışmak için dört çalışmada kısa bir gösteri hazırladık. Sahneyi dört üniversiteli kadının ders çalışma bahanesiyle (yalanıyla) bir partiye gitmeleri üzerine kurduk. Partiye gitmeyi seven ve yalan söyleme konusunda usta olan Seçil, ailesinin çalışkan kızı ve hayatında ilk defa bara giden Necla, sevgilisinden tokat yemeyi kabullenemeyip ayrılan ama hemen sonrasında birkaç güzel söze kanıp affeden Gülçin ve yurtta kalan Ceyda. Ben Seçil’in babası ve Necla’nın annesini oynadım. Seçil’in babası Amerika’da eğitim görmüş, işyerindeki stajyer kızla karısını aldatan ve tabii ki kızının geç saatlerde başka birisinin evinde kalmasını istemeyen bir işadamı. Necla’nın annesi ise baba ve kız arasında tampon rolünü üstlenmiş orta sınıf bir ev kadını. Kızının eğitimine önem veren ve bunun için kocasına yalan söyleyen anne muhtemelen daha başka gizli saklı işler de çevirmektedir. Gösteri sonrasında sanıyorum 28 kadın bu tartışmaya devam ettik. Hala da edilebilir…
Biz kadınlar etkinlikteyken grubun erkekleri tokat atma etüdünü ve üç adım atlama çalışmışlar. Üç adım atlama çalışmasına hemen biz de dâhil olduk. Ardından tokat atma etüdünü ikili olarak çalıştık. Bugünkü eşim Gülçin. Gülçin hırslı bir oyuncu ve hatalarını bulması ve ona not vermesi için sürekli Murat’ı sıkıştırıyor. Her çalışmada bir sürü hata buluyoruz. Bir: tokat atmak için döndüğümde ayağımın açısını değiştirmediğim için tam dönemiyormuşum. İki: daktil hareketinde yere düştükten sonra tam kalkmıyormuşum. Üç: Tokalaşmadan sonra hareketi bitirmiyormuşum. Dört: tokadı yedikten sonra dengemi yanlış bacak üzerinde kuruyormuşum. Ve böyle arttırabilir. Tokat ama etüdüne çalışmaya devam etmeliyiz.
|