|
|
KISA BİR TARİHÇE DENEMESİ - Özgür Akarsu - 07.12.2005Bu yazı, “Cimri” sonrası döneme ilişkin olarak yaptığımız toplantıda dile getirdiğim ve grup tarihçesini yazar iken, üzerinde biraz daha düşünmeye fırsat bulduğum İTÜ MT hakkındaki bir takım hususları özetlemek için kaleme alınmıştır. Kerem, “Seyyar Sahne’nin İstikbali Üzerine” yazısının sonunda, o yazının bir İTÜ MT değerlendirmesiyle birlikte bir anlam taşıyacağını söylemişti. Ben de elimden geldiğince böyle bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. İTÜ MT üzerine yazılacak bir değerlendirmenin yıllardır organik bir ilişki içerisinde bulunduğumuz İTÜ Sahnesi ve Seyyar Sahne tarihçeleriyle de son derece ilişkili olacağını düşünüyorum. Toplantıda ifade ettiğim gibi, İTÜ MT’nin kuruluşundan günümüze kadar, varoluşunu şekillendiren kanımca 2 olgu vardır. Bunlar, mezuniyet koşullarında tiyatro yapma isteği ve İTÜ Sahnesi, Seyyar Sahne ve diğer topluluklarla kurulan ilişkilerdir. Bu 2 olguda yaşanan değişimlerin İTÜ MT’yi anlamak için, kritik öneme sahip olduğu kanaatindeyim. -1- “Mezunlar Tiyatrosu” İTÜ MT’nin oyun program dergilerine koyduğumuz resmi tarihçesine baktığımızda topluluk tarihini 2000 senesinin Aralık ayında çıkartılan “Zoraki Hekim” adlı oyunla başlattığımızı görürüz. Her ne kadar Zoraki Hekim “İTÜ Sahnesi” ismi ile sahnelenmiş olsa da, “mezunlar” kavramı daha o günlerden itibaren, İTÜ Sahnesi terminolojisine yerleşmiş ve günümüze değin kullanılagelmiştir. Nedir bu “Mezunlar” kavramı? İTÜ MT yıllar boyunca İTÜ Sahnesi’nde tiyatro yapmış ve üniversiteyi bitirdikten sonra tiyatro yapmaya devam etmek isteyen kişiler oluşturduğu bir üst gruptu. Her ne kadar topluluğun dışarıdan katılıma açık olduğunu söylesek de, bu pratikte çok da mümkün olmuyordu. Seyyar Sahne’den farklı olarak, uzun bir geçmişe dayanan ilişkiler etrafında örülen topluluk, kadro yapısı bakımından daha oturmuş bir görüntü arz etmekteydi. Bu oturmuşluk kurumsallaşma belirtisinden çok, grubun mezuniyet sonrası tiyatroya devam etme kararı alan ve kader birliği içerisinde olan kişilerden oluşmasından kaynaklanmaktaydı. Topluluktaki kişiler arasındaki hukuk ve dil, her ne kadar yıldan yıla değişim geçirse de, İTÜ Sahnesi döneminde kurulan ilişkilere dayanmaktaydı. Bu tablo grubun kuruluşundan “Macbeth” sürecine dek devam etti . 2000-2005 yılları arasındaki ilk 5 yıl İTÜ MT’nin yapısı üzerinde belirleyici olan temel faktörün “Mezuniyet sonrası nasıl tiyatro yapacağız?” sorusuna cevap arayışımız olduğunu düşünüyorum. Bu soru, İTÜ MT’de teatral bir arayıştan çok yaşamsal bir arayışı ifade etti. Farklı dönemlerde farklı şekillerde teorize ettiğimiz bu arayışın kökeninde öğrencilik yaşamı sonrasında mevcut kültür-sanat piyasasına eklemlenmeden, kendi özgün kaynaklarını ve seyircisini yaratarak tiyatroya devam etme isteği ve grup üyeleri arasında toplumsal bir dayanışma ağının kurulması düşüncelerinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda mezunlar tiyatrosu sadece dernekle bağlarımızı güçlendirmek için bulduğumuz bir grup ismi değil aynı zamanda, topluluk olarak sorduğumuz mezuniyet sonrasında nasıl tiyatro yapacağımız sorusuna vereceğimiz yanıttı aynı zamanda. Günümüzde nasıl bir tiyatro ve nasıl bir hayat soruları halen gündemimizde olsa da, muhtevası değişmiş durumda. İTÜ MT’nin günümüzde içinde bulunduğu durumu açıklamakta “mezunlar” kavramı artık yetersiz kalmaktadır. Topluluktaki birçok insan farklı işlerde çalışmakta, mezuniyet sonrası yaşanılan geçiş sendromları yerini başka sorunlara bırakmaktadır. Ancak grubunu geçmişten bugüne taşıdığı gelenek, bu konuların tartışılıyor ve alternatif çözüm yollarının aranıyor olmasıdır. -2- İTÜ Sahnesi, Seyyar Sahne ve diğer topluluklar ile kurulan ilişkiler 2000-2002 Dönemi Kuruluş Dönemi Bir tiyatro topluluğu için başka gruplarla kurduğu ilişkiler şüphesiz varoloşu üzerinde etkilidir. Ancak bu etki İTÜ MT için oldukça fazladır. Öyle ki topluluk dönem dönem, çeşitli gruplarda çalıştırıcılık yapan bir çalıştırıcılar üst grubuna, platformuna, dönüşmüştür. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu ilişkilerin en yoğun şekilde yaşandığı topluluk İTÜ Sahnesi’dir. İTÜ MT, İTÜ Sahnesi’nin 1999 yılı prodüksiyonu “Babil’e Bir Melek İniyor” sonrasında ayrı bir çalışma örgütleyen 6 kişi tarafından kurulmuştur. Bu kadro aynı zamanda grubun çekirdek kadrosunu oluşturmuştur. Bu ilk dönem İTÜ Sahnesi ile ilişkilerin yoğun bir şekilde tartışıldığı topluluklar arasında bir hukuk kurulması yönünde ilk adımların atıldığı sancılı bir dönemdir. O dönem İTÜ Sahnesi’nin içinde olan birisi olarak İTÜ MT’ye bakışımız iki yönlü olduğunu söyleyebilirim. Bir yandan topluluğun gerek “Zoraki Hekim”deki, gerekse Halk Bilimleri ve Sanatları Kulübü ile birlikte çıkardığı “..Noktasız bir Öykünün Başındayız, Merhaba” gösterilerindeki sanatsal performansına ve topluluğun seyirci kitlesini genişletme çabalarına imreniyor , bir yandan da yaşanılan örgütlenme tartışmalarında daha sağlam (sol) bir mevziyi temsil ettiğimizi düşünerek, hafif üstten bir ilişki kuruyorduk. Gruplar arasındaki ilişkiyi düzenleyen ve bir arada tutan faktör, her iki gruptaki varoluşu ve ilişkileri ile Celal’di. Zaman zaman ortaya çıkan krizlerde, ilişkinin kopmaması biraz da Celal’in uzlaştırıcı kimliğini konuşturmasıyla gerçekleşmiştir. Celal’in merkezinde ilerleyen bu ilişki kipi, “Arturo Ui” süreci ardından topluluk çatısı altında yeni bir çalışma başlatan 2. Kuşağın İTÜ MT’ye katılımına kadar devam etmiştir. 2000-2002 dönemi İTÜ MT için bir üniversite kulübünden, mezuniyet sonrası tiyatroya geçiş seneleridir. Grup bir yandan üniversite kulübü refleksleri gösteriyor, bir yandan da değişen koşullarda tiyatro yapmanın yollarını arıyordu. Bireylerin topluluk içerisinde kurdukları ilişkiler, tiyatroya ve yaşama bakışları sık sık grup içerisinde yaşanan tartışmalarda gündeme geliyordu. Bu dönemde, yeni kurulmakta olan “Seyyar Sahne” ile ilişkiler her iki topluluk için de sonraki senelere göre nispi olarak daha az belirleyicidir. Bir ortak prodüksiyon olan “Gülünç Kibarlar” kader ortaklığından çok, prodüksiyon merkezli bir çalışma olarak tarihe geçmiştir. Her iki topluluğunda kendi içinde yoğun tartışmalar yürüttüğü, 2002 yaz aylarında grup aylar boyunca tartışılan ancak çok da fazla olumlu adımın atılamadığı tartışma süreçleri sonucunda kendini fesh etmiş ve İTÜ MT için ilk dönem bu şekilde sona ermiştir. 2002-2004 Dönemi – Genişleme Evresi 2002 yılında o dönem 2. kuşak olarak nitelendirdiğimiz ekibin, İTÜ MT çatısı altında “Commedia Del Arte” çalışması başlatması, gerek İTÜ Sahnesi için, gerekse İTÜ MT için yeni bir dönemin başlangıcı olmuş ve o yıllarda atılan adımlar olumlu ya da olumsuz sonuçlarını sonraki 3 sene boyunca göstermiştir. İTÜ MT’nin yeni kuşakla birlikte başladığı çalışmalara baktığımızda oldukça coşkulu ve verimli geçen bir “Commedia Del Arte” balayının ardından, “Düğün” ve “Tomris Uyar” çalışmaları ile grup krize girmiş, gerek çekirdek kadroyla yeni ekip arasında, gerekse ekiplerin kendi içinde yaşadığı sorunlar topluluğu erken bir evlilik bunalımına sürüklemiştir. Bu sancılı süreç, İTÜ MT’yi, İTÜ MT yapan “Bahar Noktası” çalışması ile sona ermiştir. “Bahar Noktası” bir yandan iki ekip arasındaki krizlerin çözümü, bir yandan da grubun sanatsal anlamda sınırlarını zorladığı bir prodüksiyon olmuştur. Oyun, 2 yıl boyunca topluluğu bir arada tutmuştur. Bu iki yıl İTÜ MT’nin çeşitli gruplara çalıştırıcılar yollayan bir platforma dönüştüğü bir süreç olarak yaşanmıştır. Ancak grup içerisinde bu durum çok da büyük sorunlar çıkarmamıştır. Aksine, dışarıda yapılan çalışmaların İTÜ MT perspektifini ve ilişki yapısını geliştirdiğini söylememiz mümkündür. İTÜ MT içerisinden ben, Senem ve dönem dönem Celal, İTÜ Sahnesi’ne çalıştırıcı ve reji olarak çalışmalara gitmiş, ağırlıklı olarak İTÜ Sahnesi’nde tiyatro yapan yarı-mezun olarak tanımladığımız Erdem’le birlikte, 3,5 İTÜ MT’li İTÜ Sahnesi çalışmalarına yoğun bir şekilde katılmıştır. 2002-2004 yılları, İTÜ Sahnesi için de, İTÜ MT için de yoğun ve parlak bir dönem olmuştur. Öyle ki, İTÜ Sahnesi 2 yıl içerisinde 5 oyun sahnelemiş, 20-25 kişi civarında seyreden gruptaki kişi sayısı iki sene içerisinde 40’ı geçmiştir. Sahnelenen oyunlar özellikle, oyunculuk kalitesi bakımından topluluğun seviyesinde bir sıçrama yaşanmasını sağlamıştır. İTÜ MT için bu dönem farklı tiyatro topluluklarıyla kurulan ilişkilerin yoğunlaştığı ciddi bir genişleme evresidir. Bu topluluklardan kimileri yaşamış ve kendi iç dinamiklerini kurmaya başlayarak tiyatroya devam etmiş kimisi de dağılmıştır. İTÜ MT’li kadınlar başka bir yazının konusu olabilecek olan Kadın Araştırmaları Grubu (KAG) deneyimi ve onun sanatsal ifadesi olan “Tiyatro Amargi”nin kuruluşunda yer almışlardır. Topluluğun ilk ve şimdilik tek oyunu olan “Yazmadan Dökülenler” bu kadronun içerisinde bulunduğu bir ekip tarafından sahnelenmiştir. KAG, bu 2 yıl içerisinde İTÜ MT ve İTÜ Sahnesi’nde oldukça büyük bir politik ve örgütsel güç oluşturabilmiştir. Dolaylı da olsa İTÜ MT gündemine gelen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde bir grup kurulması deneyimi sonucunda, Moliére’in “Scapin’in Dolapları” oyunu sahneye konmuştur. İTÜ İşletme Fakültesi’nde çalışan Memurların başlatmış oldukları çalışmaya, o dönem yarım İTÜ MT’li Erdem ile İTÜ Sahnesi’nde tiyatro yapan Gülçin destek vermişlerdir. Tüm bu grup denemelerinde bugünden baktığımızda, yayılmacı ve genişlemeci bir strateji izlediğimizi görmemiz mümkündür. Ancak özellikle İTÜ Sahnesi özelinde yapılan en büyük hata, İTÜ Sahnesi’nde çalışmalara katılan Celal, Senem ve benim pozisyonlarımızın belirsizliğidir. Sonraki yıl grupta ciddi problemlerin ortaya çıkmasının nedenlerinden biri olduğunu düşündüğüm bu belirsizlik, bizim bir yandan her şeyden sorumlu ve yetkili, bir yandan da herhangi bir sorumluluğu olmayan dışarıdan gelen danışmanlar olarak gözükmemize neden oluyordu. Benim değerlendirme toplantısında biraz zorlamada olsa “Leninist Parti Modeline” benzettiğim bu çalıştırıcı olarak gitme modeli aslen Boğaziçi Oyuncuları temellidir. Çevrede sanatla uğraşmak, tiyatro yapmak isteyen kişilerle destek ve dayanışma ilişkisi kurma yönünden oldukça önemli ve anlamlı olan bu modelin çoğu zaman başarısız olmasının en büyük nedeni kanımca giden kişilerin sanatsal birikimlerine dayanan öncülük misyonlarını karar alma süreçlerinde de devam ettirmeleri ve toplulukların Kerem’in deyimiyle kendi “kolektif öznelerini” kuramadan karaktersizleşmeleridir . Bizim de İTÜ Sahnesi’nde yaptığımız en büyük hatanın çalıştırıcı olarak giden kişilerin konumlarının topluluk içerisinde yarattığı kafa karışıklığını engelleyememek ve 40 kişiye yaklaşan bir topluluğu 20 kişi iken olduğu şekilde organize olmasını sağlamaya çalışmak olmuştur. İTÜ Sahnesi’nde ve diğer tiyatro gruplarında, grup kurma ve oyun çıkartma konusundaki becerimizi, grubun kendi dinamiklerini oluşturması noktasında gösteremiyorduk. Sorun 40-50 kişiye yaklaşan bir tiyatro topluğunun nasıl yönetileceği sorunuydu biraz da. O dönem hararetli bir şekilde savunduğumuz kulüpleşme çabası, bu sorunu çözmek için büyük bir şans olabilirdi. Ancak bu kulüpleşme tartışmaları İTÜ’deki diğer tiyatro grupları tarafından büyük bir dirençle karşılandı. Bizim, tüzük, yönetim kurulu ve başkan seçilmesi yönündeki çabalarımız, emperyalist bir yayılmacılık olarak algılandı ve her türlü yola başvurularak püskürtülmeye çalışıldı. O dönem yapılan kulüp tartışmalarının sanat dünyasına en büyük katkısı KSB’nin tarihindeki en canlı dönemlerden birini yaşamasını sağlamasıdır. Tiyatroyu çoktan bırakmış eski ATT üyeleri tekrar tiyatroya başlamış, HBSK Tarihinin en yoğun ve düzenli çalışmalarını yapmış ve İTÜ Oyuncuları adeta küllerinden yeniden doğmuştur. Bu canlılık beraberinde sert tartışmaları getirmiş, yönetimle yapılan tüzük müzakereleri sırasında bizim önerilerimize karşı koymaya çalışırken sinir hastası olanlar, sonunda işi çalışma basmaya ve mahalle kavgası düzeyinde tartışmalara kadar sürüklemişlerdir. Bize karşı yapılan bu büyük direniş o sene başarıya ulaşmış ve konu rafa kaldırılmıştır. Tartışmaların bu şekilde sonuçsuz kalmasının en büyük nedeni, KSB yönetiminin basiretsiz tavrı ve bizim diğer kulüplerle ittifak kurma konusundaki beceriksizliğimizdir. Sonuç olarak bu tartışmalara son noktayı koyması ve bir uzlaşma ortamı yaratabilecek durumda olan yönetim, olayı geçiştirmiş, sorumluluk almaktan kaçınan baştan savmacı bir tutum içine girmiştir. Kulüp projesinin rafa kalkması sonrasında İTÜ Sahnesi’nin 40-50 kişilik kadrosu ve senede 3-4 prodüksiyon çıkartan yapısıyla devam etmesinin önünde birkaç seçenek vardı. Bunlardan biri çelik bir çekirdek etrafında askeri bir disiplinle örgütlenmiş bir grup haline dönüşmesiydi. Bu şekilde varolması hatta daha da büyümesi mümkündü ancak sanat yapmasının çok mümkün olduğunu düşünmüyorum. Diğer bir seçenek de, otonom gruplardan oluşan, çok merkezli bir gruba dönüşmekti. Ancak ciddi bir demokrasi kültürü isteyen bu tarz bir yapının grubun içerisinde varolan ve sonraki dönemde ayrılıp kendi çalışmalarını başlatacak olan lümpen ekiple çok mümkün değildi. Bir yandan İTÜ Sahnesi prodüksiyonları, bir yandan Tiyatro Amargi deneyimi, İTÜ MT’nin sadece “Bahar Noktası” oyunları ile bir araya gelen bir topluluk olmasına neden olmuştur. “Bahar Noktası” güçlü yapısı ve kadronun her yönüyle sahiplendiği bir prodüksiyon olmasıyla, bir oyun için ağır olabilecek olan bir grubu bir arada tutma misyonunu başarıyla yerine getirmiştir. Bu dönem “Seyyar Sahne” ile olan ilişkilerimize baktığımızda, yine Celal’in belirleyiciliğini görürüz. Ancak, “Gülünç Kibarlar” senesinde olan dönemsel birliktelik yerini, sanatsal tartışmaların ortaklaşa yapıldığı, topluluk gündemlerinin birbirine aktarılmaya başlandığı daha aktif bir çizgiye bırakmıştır. Topluluklar arasındaki ilişki sorunsallaştırılmakta, gruplar arası ilişkilerin nasıl kurulacağı konusunda çeşitli tartışmalar açılmaktadır. 2004’den Günümüze 2004 yılında “Troilos ve Kressida” oyunu sonrasında İTÜ Sahnesi’nden kopmamalarla başlayan değişim, İTÜ MT ile İTÜ Sahnesi’nin ilişkisini de değiştirmiş ve iki topluluk da kendi özgün çizgilerini netleştirmişlerdir. “Troilos ve Kressida” senesinin kalabalık kadrosundan kalan 4 kişi, yeni bir İTÜ Sahnesi’nin temellerini atmışlardır. İTÜ MT’nin çalıştırıcı yollama üzerinden kurduğu ilişki de değişmiş, iki topluluk arasında mesafeli ve çok daha sağlıklı bir dayanışma ilişkisinin temelleri atılmıştır. İTÜ Sahnesi’nin 2005 senesinde sergilediği “Filler Sultanı”na bakıldığında kadrosu ve sahnedeki havasıyla yeni bir grubun kurulduğu görülebilir. Başka büyük bir değişim, “Seyyar Sahne” ile ortak yapılan yaz çalışmalarıyla başlayan “Macbeth” süreciyle birlikte gerçekleşmiştir. İTÜ MT ile Seyyar Sahne’nin birlikte çalıştıkları ve sahneledikleri “Macbeth” iki topluluk arasındaki sınırların kalkmasını sağlamıştır. Aynı sene içerisinde Tiyatro Amargi’nin feshedilmesi nedeniyle “Macbeth” çalışmasına katılan İTÜ MT’li kadınlar ile birlikte, oyun kadrosu önceki senelerde farklı gruplarda tiyatro yapan geniş bir ekibin buluşmasına sahne olmuştur. Bu özgün durum doğal olarak çeşitli adaptasyon sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuş ve tüm bunlara “Macbeth” ile yüzleşmenin zorlukları da eklenince oyun sancılı bir ve öğretici bir sürecin sonucunda sahnelenmiştir. Geleceğe Dair, İTÜ MT adı yaptığımız değerlendirme toplantısında da belirttiğimiz gibi artık sadece salon vb. imkânların sağlanması uğruna tutulan bir tabela ismine doğru dönüşme eğilimindedir. Bu durumun ortaya çıkmasında yukarıda saydığımız nedenlerin dışında bir de İTÜ Mezunları Derneği ile olan ilişkilerin tıkanması ve orta ve uzun vadede herhangi olumlu bir hale bürüneceğine dair sinyal vermemesi etkili olmuştur. Derneğin dünyayı algılayışı bu ilişkinin gelişmesine çok da olanak tanımamaktadır. Sene başında gündeme getirdiğimiz mekân sorununun derneğin görece en sanatçı kanadı ve en etkili ismi Eşref Bey tarafından by-pass edilmesi, dernekle olan ilişkimizin olabilecek en iyi halinin şu anki durum olduğunu göstermiştir. Bu noktada ilişkiyi kesmek ne kadar mantıksız ise, dernekten mekân probleminin çözümüne dair somut adımlar atılmasını beklemek, ya da ortak bir kültürel çalışma ortaklığına gitmeyi zorlamak da o kadar mantıksızdır. Diğer yandan da Seyyar Sahne ile olan sınırların erimesi, giderek iki ekibi proje merkezli bir çalışma yapısına doğru yöneltmektedir. Artık Seyyar Sahne ve İTÜ MT değil, değişik çalışma başlıkları söz konusu olmaktadır. Bu kaynaşma sürecinin yıllardır yaşadığı krizleri ve tıkanmaları oyun çıkartarak atlatan ve artık sanatsal bir eğitim-araştırma çalışmasını yapması gereken İTÜ MT kadrosu için de büyük bir şans ve fırsat olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle Kerem’in yaptığı “Seyyar Sahne” fikrinin yaşaması gerektiğine dair çağrının dikkate alınmasının, sadece eski “Seyyar Sahne” üyeleri için değil, tüm kadro için gerekli olduğu kanaatindeyim. Bu durumun iki istisnası Özgür Solmaz ve Zehra’nın İTÜ MT’ye katılımıdır. Ancak, Solmaz’ın Kadın Araştırmaları Grubu’ndan dolayı İTÜ MT’li birçok kadınla ilişki içerisinde olması, Zehra’nın da Amargi deneyimine dayanan ilişkileri bu iki katılımı mümkün kıldığını söyleyebiliriz. Celal, Erdem Y., Murat., Sezin, Savaş, Suzan Topluluk İTÜ Sahnesi’nde alışık olmadığımız tarzda, “Zoraki Hekim”i yurt içinde ve yurtdışında birçok kez sergilemiş, Fransa’da ve Macaristan’da tiyatro festivallerine katılmıştır. Bildiğim kadarıyla Boğaziçi çevresinden çalıştırıcıların kuruluşunda önayak olduğu topluluklar arasında tek başarılı örnek İTÜ Sahnesi ve İTÜ MT’dir. Ancak bu başarı, ilk aşamada Boğaziçi’nden çalıştırıcı olarak gelen Celal’in, Tiyatro Boğaziçi’inden ayrılması sayesinde gerçekleşmiştir. Bu sayede, Celal’in içinde bulunduğu İTÜ MT de, İTÜ Sahnesi de kendi çizgisini arama şansına sahip olabilmiştir. |